Yüzüme Felluce'li bir çocugun, Gözyaşları çarpar 
Aglaşırken onlar, içimde asırlardır bir Kudüs ağlar... 
Yüzüm mimbere dönük, sırtımda şarapnel parçaları 
Daglaşırken onlar, içimde asırlardır bir Kudüs ağlar... 

Tek Kişilik Pandomim

Dün geceydi,
ölümlere koşuyordum yüreğimce tek ve bir
Duymuyorsun beni yabancı,
küsmüş bana sela ve tekbir!

Dumanın ağırlığınca dağılıp uçmaktayım
Öksüzüm! hıçkırıp kapıdan bakmaktayım
Bir resmim dahi yok, buzdan duvarımda
Her gece kendimi, kendimce yakmaktayım

 

Vazgeçmedim,sonu olmayan sorgularımdan
Karardım, usandım ben kendimden utandım
Ah! Sıyrılamadım karabasan korkularımdan
Kendimi unuttum da, yine seni unutamadım

gözler yolcu ediyorken bizleri mahşerî iklimlere,
sarılırız ey dost! değil mi ki beyazlardan kefenimiz?
ilmeklerce işlenir duygumuz, aşk denen kilimlere
sayılırız ey dost, değil mi ki ayazlardan sevenimiz? 

 

Merdiven daya semaya
Basamaklarca hümâya
Huzur içinde sedâya
Çıkıp bakalım erenler

Kalb; alemlere yaygıdır
Aşk; ateşlere kaygıdır
Vaktinde sönmek saygıdır!
Geçip gidelim erenler 

Nasır'lı alın terim…

Yarıklar görüyorum ulu kayalıklarda
Fay hatları yer kabuklarında
Ve alın çatımdan düşüyorum derin çizgilerime
Ellerim ellerinde.
Artçıl depremler isyanlarımda
Aynalarda N/asırlaşıyor bir Tarih:
Ulubatlı Hasan oklanıyor, alın yazımda…

Nemli bir zaman geçiyor derin alın çizgimden
Bin bir azapla ağıtlar yakılıyor ezgimden
İlmek ilmek sökülüyor ter tenimden
Örsleşiyor yüreğim zaman çekiçleşiyor
Umutlarım gözyaşı derelerinden bir umman
Dövüldükçe gönül potamda çelikleşiyor
Ve Bilal Habeş; kanatan kırbaçlara gülümsüyor … 

Kaldır Başını

Seni çizdim gözyaşımla bu gece geceye
Her karesi yıldızdandı perçem saçların...
Seni yükledim denklemsiz bilmeceye
Yüreğime dokundu kalem kaşların...

Zılgıt yedim usulca düşen hüznünden
Ne sen vardın yanımda nede ellerin...
Bin bir koyaklı sonsuz bilmeceden
Çözülüyordu düşlerime sevi dillerin...

 ISTANBUL, Boğaziçi'nde Bir Düştür Umutlar..
 

Cebimde uçurumlarını taşıdığım Şehir!
Ararken seni içimde, nereye bassam mayın!
Tutunamıyorum, ellerim sana nasır
Güzelliğinden başka hiç bir yerine …
Seni hep gözyaşımın içinde sakladım
Tutabilmek için seni
Bir bilsen ne kadar ağladım.
Ah İstanbul.
Hep anlattılar güzelliğini
Hal bu ki;
Benim sevgim anlatamadıkları kadardı.

Ben Beş Kişiyim....

‘Ay Yüzlüm’, ‘Işık Soylum’ Ve Asya’m
Bir Ben Birde ‘İnleyen’ Dünyam
Benimkisi Bu Kavgada Zor Ölüm
Nefesim Kadardır Size Sevdam.

Kaptırmayın Nefsinizi Dünyaya
Harama, Zinaya, Sonra Riyaya.
Kapılıp Sel Olursunuz,
İhanete, Ve İnkar Dolu Rüyaya.. 

          Ustam*

 

Dîvanda divaneyim, aklım fikrim dârda

Figanda bülbüllerim güllerim hep hârda

Vuslatın anahtarı sabrımdır ki; yârda

Çiçeklerin yaprağı kor'muş kor be ustam! ...

 

Âkıl çölüne düştüm bir damla yok akıl!

Sarp geçit buldum akla; sanki sıratta kıl

Duysana beni gölgem kalk peşime takıl

Gölge yürür işitmez ker'miş ker be ustam! ..

Aslında Hakkımızdı Yaşamak…

kâinat her salise yeniden vücut bulur
ve yeniden kurulur birden bire hep bir an
işte o an, âleme nefes olur her zaman.
bu zamanın en tenha en kutsal köşesinden,
içimden ve koskoca kainatı aklımıza sığdırabilme penceresinden
bakabiliyorum her şeyimiz denen HAKKımızA

hakikat olan manâ üstü manâya
sezgilerimle ayna tutarım
düşebildiği kadar bir ışık düşer aynama
süzebildiğim kadar süzer harmanlarım
ve zaman denen halk’a sunarım. 

Köprü
Ben sınıfta kaldım
çünkü seni anlatamadım.
Seni yaşayabilmek geçirmiyormuş bu köprüden,
köprüler mi?
çoktan yıkıldılar zaten...

bir köprüydü işte yıkılan
beni karşı kıyılarında bırakan
ister yerde olan ister yükseklerde kalan.
bir köprüydü işte beni sensiz kılan...

Böyle yazıyordu bir sahipsiz mezarın çatlamış taşında.

diyorsunki 'okuma'! ..

Akıl duvarıma manadan çulsun

Âşk namelerime mühürsüz pulsun

Bilirim sevmeyi bitmeyen yolsun

Pusayım sana da şu cinnetim ol

 

Dumansız yanarım savrulur külüm

Bülbülün peşini bırakmaz zûlüm

Bir bir yaprakları dökülen gülüm

Yanayım sana da bu minnetim ol

Ölüm bende değil maskeden bedende
Ölüm sende değil ölümlere gidende
Sorma nazlı gülüm gurbetim içimde
Aşkın huzuruna kurulmuş tahtın var

Hatırladın mı Hakka vardı bir sözün!
Haktansan eğer sen tekrar Ona özün
Bir son kâbusundan kendi içinde közün
Aşkın makamına sarılmış bahtın var

Gölgeler yalnızlığımın imzasını atıyordu
Ben bir köşede yalnız başına kala kalmış
Çaresizliğin debdebesinde seni inliyordum
Duyuyor muydun acaba? .. duymuyordun!
Gözlerimin gözlerine hicretini fark ettin mi hiç?
Ben seni bulamazken daralarda, uykumda ulaştım sana
Bulutlar seni yağıyordu terlemiş beynime
Güneşler seni yayıyordu buz tutmuş tenime…

Geleceksin deyeceksin diye kutlandı sücudum
Yüreğinin arşına kadar arzdaydı vücudum
Duymadın ki beni kerden beladan
Halbuki; ben sana hep sensizlikten hicretteydim
Gölgelerin geceye hicreti gibi
Cismaniyetin ruhaniyete hicreti gibi

   
© SEVGİ PINARI