B E N

BEN, kimsesiz seyyahı, meçhuller caddesinin...
BEN, yankısından kaçan çocuk kendi sesinin...
BEN, sırtında taşıyan işlenmedik günahı;
Allah'ın körebesi, cinlerin padişahı...

BEN, usanmaz bekçisi, yolcu inmez hanların;
BEN tükenmez ormanı, ısınmaz külhanların...
BEN, kutup yelkenlisi, buz tutmuş kayalarda;
Öksüzün altın bahtı, yıldızdan mahyalarda...

   YEMİN

 

Canım sağ oldukça rahmetli babam

Susarsam, hakkını helal etmesin

Ak sütün emziren ihtiyar anam

Susarsam hakkını helal etmesin.

 

Yerindedir daha aklim iradem

Ve işte yeminim, işte ifadem

İlk insan, ilk nebi Hazreti Adem,

Susarsam hakkını helal etmesin.

    Yeter ki Gel


Üzülme her hafta gelemem diye
Haftada olmazsa ayda gel canım.
Üç yüz altmış beşi böl on ikiye
Sırala otuzu say da gel canım.

Bekletme geciken müddet ziyandır
Güzele kin, öfke, hiddet ziyandır
Varsa gurur, kibir, şiddet ziyandır
Onları orada koy da gel canım.

HAYRANIM

 

Hakkın hikmetini eyledim fikir

Eksikliği yok her işine hayranım

İnsan yaratmıştır bizi bin şükür

Akıl izan verişine hayranım

 

Beni böyle düşündürür gerçekten

Kainatı görüyoruz mercekten

Arıların elvan renkli çiçekten

Bal toplayıp derişine hayranım

   Gönül Dalgası

Gönül müpteladır solmayan yara.
seyirdir peşine hemen tutamaz.
İçimde almışım kudreti yara.
Hekimler elinden derman tutamaz.

Ebedi çıkmıyor gönlümün gamı.
Bundan mı kurumaz gözümün nemi.
Aklım bir deryadır,fikrim bir gemi,
İradem şaşırmış dümen tutamaz.

Adem olup şu dünyaya gelen
Hayvanı görünce ibret almalı
Huri kızlarının yari olanlar
İnsanlığın kıymetını bilmeli

İnsanlar dünyada sürer sefayı
Hayvan azap görür çeker cefayı
Boş gezmeyip çalıştırıp kafayı
Bunların nedenini bilmeli

Oyun oynamayı seven, çocuklar gibi

Oyuncakların sergilenmesini bekliyorum

Usanılmak hissini güden

Zavallı,oyuncakları düşünüyorum.

 

Oynamak isteyenlerin oyuncağı

Oyuncakların parçası olanları düşünüyorum.

Baktım ışık ışıktı gökyüzü

Baktım gecede aydınlıktı zaman

Şiir gibi, masal gibi,düş gibi

En soylu duygulardı

Dünden yarına uzanan

 

Yıldızlar öylesine yakın öylesine sıcak

Malazgirt ovası ova değil kan

Sıçramış çağlar üstüne tarihlerce

Malazgirt gerçek

Malazgirt destan…

Gerçekçi ozanlar sıraya girin

Dünyada ki olup biteni yazak

Fakir fukaranın halini sorun

Günlerce aç susuz yatanı yazak

 

Çekip kalemler girek savaşa

Korkaklar eylesin bizi temaşa

Hayinler zalimler gelmesin başa

Hakikat bağında öteni yazak

Çürük Ahmet otuz iki avradı,

Kandırıp üst üste aldı boşadı,

Daha ilk celsede işi kavradı,

Hepsine bir sebep buldu boşadı.

 

Kırk kapıya dünür gitti nenesi,

Otuzunda avrat gördü sinesi,

Düşük çıktı Döne Kızı'n çenesi,

Dırdırdan usandı, yıldı boşadı.

 

Neriman kör idi, Ayşe sağırdı,

Necmiye'nin eli biraz ağırdı,

Kezban geldiği gün ikiz doğurdu,

Bak şu işe dedi, güldü boşadı.

 

Televizyon, radyo kendine kaldı,

Yatağı, yorganı Fadime aldı,

Sıra yerde duran halıya geldi,

Onu da ikiye böldü boşadı.

 

Saymakla biter mi kafir'in suçu,

İmam nikahlıydı avradın üçü,

Sarılıp giderken Ayten'in göçü,

Ardından teneke çaldı boşadı.

 

Hacıdan getirdi güzel Serap'ı

Veresiye aldı gidip şarabı,

Canından bezdirmek için arabı,

İçip içip eve geldi boşadı.

 

Türlü derdi çeker iken Nezahat,

Üzerine kuma geldi Sebahat,

Üzülmedi öldü diye Nebahat,

İki rekat namaz kıldı boşadı.

 

Bir şarkıcı kadın almıştı bardan,

Bütün köylü bıktı cazdan, gitardan,

Şikayet gelince Koca Muhtar'dan,

Babasına haber saldı boşadı.

 

Avrupa'da geçti sekiz, on ayı,

Bir Alman kocadan aldı Helga'yı,

Ondan da kaçırdı Süleyman Dayı,

Elleri böğründe kaldı boşadı.

 

Böyle evlat olmaz ben gibi erden,

Diyerek fırladı olduğu yerden,

Kopyalamış dedi komşu Ömer'den,

Hacer'in suçunu bildi boşadı.

 

Nikah memurunun canına yetti,

İlçede evlenme cüzdanı bitti,

Beşini nikahsız idare etti,

Hepsini gönlünden sildi boşadı.

 

Dokuz avrat daha aldı sırayı,

Rasim der ki, O da buldu belayı,

Boşayamaz denen Cadı Nuray'ı,

İnat için kendi öldü boşadı. 

 

Rasim Köroğlu

Perdeler, hep perdeler...
Her yerde, her yerdeler.
Pencerede, kapıda,
Geçitte, kemerdeler...
Perdeler, hep perdeler...

Ya benim sevdiklerim,
Simdi nemde, nemdeler?
Onu bomboş perdenin;
İçerde, içerdeler!
Perdeler, hep perdeler...

Günlerce bakıttın beni yoluna,

Neredesin ecel gayrı gel götür,

Dost bilip girmezsem eğer koluna,

Düşmanın say beni, hasım ol götür.

 

Yaşadım yazdığın kara yazgıyı,

Yeter, çek altına kalın çizgiyi,

Ömrümce dinledim yanık ezgiyi,

Şimdi ister davul, zurna çal götür.

Bulutların ipi koptu

 

Dağların içinden yangın

 

Höykürüyor…

 

Bir duman çıkıyor yerden

 

Şeytanın nefesi gibi

 

Ayak bastığımız yerden

 

Gökten bir ışık düşüyor

Bir gün ansızın sönebilir yıldızlar.

Gemiler dönmeyebilir limanlara

Çocuk oyuncakları en güzel yerlerinden kırılabilir

Gözlerimiz görmeden gerçeği

Tüm kapılar kilitlenir.

Yazık….

 

Boşuna değil bu ırmakların boşuna akması

Bu taşlar boşuna yosun tutmamış

Uzat ellerini ve düşün

İstersen en anlamlı aynalara bak

Aynada ki sen sen misin?

Herşeyi bilirim diyorsun amma
Birazcık sen seni biliyor musun?
Yemekte yatakta, sokakta, işte
Dünyanın tadını alıyor musun?

Sütün kaymaklı mı, suyun duru mu?
Sabunun sarı mı, tuzun kuru mu?
Hele bir tarif et genel durumu
Olanlardan memnun oluyor musun?

Zamana Sitem

 

Hüznüme perde eyledim geceyi

Yaz şafakları geride kaldı

Bölük pörçük hayallerle avunamam

Bir daha sevmenin anlamı yok artık.

 

İyi biliyorum eylül akşamlarındayım

Serin gecelerin kabahati yok

Zaman atlı,bense yayayım

Bir dahanın,bir dahanın anlamı yok artık.

   
© SEVGİ PINARI