Her gün bir yerden göçmek
Ne iyi

Her gün bir yere
Konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan
Akmak ne hoş

in MEVLANA
22 Mayıs 2016 tarihinde yayınlandı.
Gösterim: 2900
Devamını Oku

Turgut Özal ülkenin kalkınmasında , Türkiye'nin yıllardır önüne örülen duvarların kırılmasına, ülke insanının dünya ile iletişime geçmesine büyük katkı yapmış ve halkın sevgisini kazanmış bir devlet adamıdır. Kendisini ölüm yıldönümünde rahmet ve minnetle anıyorum. Sitemizde bu mümtaz şahsiyetin hayatını gelecek nesillere aktarılması adına paylaşmayı borç bilirim.

17 Nisan 2016 tarihinde yayınlandı.
Gösterim: 1197
Devamını Oku

Süleyman Şah veya Süleyman Şah Kaya Alpoğlu (1178? - 1227, Fırat), Kaya Alp'in oğlu, Ertuğrul Gazi'nin babası, Osman Gazi'nin dedesidir. Oğuzların Kayı boyundandır. Doğum yeri ve tarihi hakkında kesin bilgiler yoktur.

22 Şubat 2015 tarihinde yayınlandı.
Gösterim: 819
Devamını Oku

Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme.
Başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun, etme.

Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı?
Hangi hasta gönüllüyü kastediyorsun, etme.

Çalma bizi, bizden bizi, gitme o ellere doğru.
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun, etme.

Ey ay, felek harab olmuş, altüst olmuş senin için...
Bizi öyle harab, öyle altüst ediyorsun, etme.

Ey, makamı var ve yokun üzerinde olan kişi,
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun, etme.

Sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan.
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme. 

in MEVLANA
16 Ocak 2015 tarihinde yayınlandı.
Gösterim: 755
Devamını Oku

HAZRET-İ MEVLÂNÂ'NIN HAYATI
 


Mevlânâ'nın asıl adı Muhammed Celaleddîn'dir. Mevlânâ ve Rûmî de, kendisine sonradan verilen isimlerdendir. Efendimiz manasına gelen Mevlânâ ismi O'na daha pek genç iken Konya'da ders okutmaya başladığı tarihlerde verilir. Bu ismi, Şemseddîn-i Tebrîzi ve Sultan Veled'den itibaren Mevlânâ'yı sevenler kullanmış, adeta adı yerine sembol olmuştur. Rûmî, Anadolu demektir. Mevlânâ'nın, Rûmî diye tanınması, geçmiş yüzyıllarda Diyâr-ı Rum denilen Anadolu ülkesinin vilayeti olan Konya'da uzun müddet oturması, ömrünün büyük bir kısmının orada geçmesi ve nihayet türbesinin orada olmasındandır.

in MEVLANA
27 Eylül 2014 tarihinde yayınlandı.
Gösterim: 2015
Devamını Oku

MEVLÂNÂ CELÂLEDDÎN-İ RÛMÎ'NİN ESERLERİ
 


İslâm dünyasının yetiştirdiği en önemli mütefekkir ve mutasavvıflardan biri olan Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî (1207-1273), çalkantılı bir asırda yetişmiş; ailesi, o zamanlar henüz sükûnetini yitirmemiş olan Anadolu'ya göç ederek Selçuklu başkenti Konya'yı yurt edinmiştir. Çok iyi bir eğitim görmüş ve tasavvuf terbiyesi almış olan Mevlânâ, özellikle Şems-i Tebrîzî ile buluşmasından sonraki hayatı, fikirleri ve getirdiği yeniliklerle tarih boyunca pek çok kimseyi etkilemiş, müslüman toplumların kültür hayatlarında derin izler bırakmıştır. Bugün Doğu'da ve Batı'da O'na ve eserlerine duyulan ilgi her geçen gün sür'atle artmakta ve geniş kitleleri içine almaktadır.

in MEVLANA
27 Eylül 2014 tarihinde yayınlandı.
Gösterim: 3175
Devamını Oku

 HAZRETİ MEVLÂNÂ'NIN DOSTLARI

Büyük veliler güneş manzumesine benzerler; onlar birer güneş gibi etrafa ışık saçarak karanlıkları aydınlatırlar. Etrafında bulunanlar da onların uyduları gibidir.

İşte Hazreti Mevlâna'nın etrafında bulunan o büyük insanlar adeta güneşin etrafındaki uydular gibi O'nu tamamlamakta, O'ndan aldıkları ışıkları da etraflarına saçmakta, bilgisizlik karanlığını aydınlatmaktadırlar. Bu bakımdan Hazreti Mevlâna'yı mütalaa ederken O'nun etrafında bulunan o büyük insanları da ilahi birer uydu olarak kabul etmek, onların da görüşlerinden, fikirlerinden yararlanmak gerekmektedir.

in MEVLANA
27 Eylül 2014 tarihinde yayınlandı.
Gösterim: 2125
Devamını Oku

MEVLEVÎLİK

 

I. Kuruluş Dönemi

Hz. Mevlâna’nın döneminde kendi ve medresesi etrafında toplanan müritler vardı. Bunlar herhangi bir tarîkat usulüne bağlı olmadan derslere ve sohbetlere dâhil oluyorlardı. Ancak bu dönemlerde Hz. Mevlâna’ya gelip intisap etmek isteyenlerin “çehâr darb” tabir edilen saç, bıyık, sakal ve kaşlarından küçük bir miktarda kıl kesiliyor ve böylece intisapları gerçekleşmiş oluyordu. Bu olayın Şems-i Tebrizî ile karşılaşmasından, 1244 yılı öncesi olduğu kaydedilmektedir (Gölpınarlı: s. 164). Ayrıca Hz. Mevlâna’nın bazı yetişmiş müritlerine şecere yazıp bazı bölgelere göndermesi, o dönemde Mevlevîlik Tarîkatının temellerinin atıldığına dâir işaretler olarak kabul edilmektedir. Ancak bu yaygın olmayıp istisnaî olarak gerçekleşen bir usuldü ve aslında Mevlâna’nın teşkilatlanma gibi bir düşüncesi de hiç yoktu (Lewis: s. 469). Gölpınarlı’nın çehâr darb usulünün Kalenderî bir gelenek olduğunu vurgulayıp Mevlevîliğin temellerinin bu tarîkata dayanabileceğini söylemesi veya bu tarîkatın Melamî-meşrep usulünü de benimsemiş olduğunu vurgulaması herhalde tartışmaya açık olsa gerektir (Mevlâna’dan

in MEVLANA
27 Eylül 2014 tarihinde yayınlandı.
Gösterim: 1693
Devamını Oku

MEVLEVİLİK VE SEMÂ

 

"Şu halde Semâ aşıkların gıdasıdır

Çünkü Semâda Tanrı ile buluşma hayali vardır." (Hz. Mevlânâ)

Hz. Mevlânâ'nın Hakk'a yürüyüşünden sonra oğlu Sultan Veled ve dostları tarafından 13. yüzyılın sonlarında tesis edilen Mevlevilik, sadece Anadolu'da değil Balkanlar'da, Asya'da, Afrika'da ve Arap Yarımadası'ndaki insanları da yüzyıllarca aydınlatan ve hâlâ da aydınlatmaya devam eden bir 'olgun insan' yetiştirme yolu olmuştur.

in MEVLANA
27 Eylül 2014 tarihinde yayınlandı.
Gösterim: 2150
Devamını Oku

MEVLEVÎLİKTE SEYR-I SULÛK (Mevlevîlik Terbiyesi)

 

Gönüller Sultânı Hz. Mevlânâ, 30 Eylül 1207 (6 Rebîü'l-evvel 604) tarihinde döneminin ilim, kültür ve sanat merkezlerinden biri olan ve bugün Afganistan sınırları içinde bulunan Belh'te dünyaya gelir.

Babası devrinin tanınmış âlimlerinden olmakla "Sultânü'l-Ulemâ" (âlimler sultanı) olarak anılan Bahâeddin Veled, annesi Mümine Hâtun'dur.

in MEVLANA
27 Eylül 2014 tarihinde yayınlandı.
Gösterim: 1798
Devamını Oku

Bir milletin kültürünü ayakta tutanların başında şüphesiz şairler ve aşıklar yer alır. Aşıklar ve şairler halkın gören gözü,işiten kulağı,duygularını ifade eden ağzı olmuşlardır. İşte Aşık Deryami de bu insanlardan birisidir. 1926 yılında Artvin’in Şavşat ilçesinde doğmuştur. Asıl adı Dursun Ali Erdoğan’dır. Şiirlerinde Deryami mahlasını kullanmıştır.

19 Eylül 2012 tarihinde yayınlandı.
Gösterim: 4817
Devamını Oku
26 Mayıs 1904'te, Perşembe günü sabaha karşı, İstanbul'da büyük bir
konakta doğdu.
Kayıtlı bir şecereyle, Alâüddevle devrinin Şeyhülislâmı Mevlâna Bektût Hazretlerine dayanan ve Osmanoğullarından daha eski bir familya olan Dülkadiroğullarına bağlı 'Kısakürekler' soyuna mensuptur.
Babası, Mekteb-i Hukuk mezunu, Bursa'da âzâ mülazımlığı, Gebze savcılığı ve kısa ömrünün son senelerinde Kadıköy hakimliği görevlerinde bulunmuş, gayet enteresan ve alakaya değer bir insan olan Abdülbâki Fazıl Bey (öl. 29 Kasım 1920) : annesi, Girit muhacirlerinden bir ailenin kızı, kayıtsız şartsız teslimiyet örneği, derin ve fedakâr bir müslüman-Türk kadını Mediha hanımdır. (öl. 10 Haziran 1977)
Büyükbabası, İstanbul Cinayet Mahkemesi ve İstinâf Reisliğinden emekli, İkinci Abdülhamîd Han'a Ermenilerce girişilen suikastin tarihî muhakemesini yapan ve Mecelleyi kaleme alan heyet içinde imzası bulunduğu için, 6 Ekim 1902'de 'Legion d'honneur' nişaniyle ödüllendirilen vekâr ve ciddiyet timsali Mehmet Hilmi Efendi'dir. (öl. 19 Mayıs 1916)
31 Ağustos 2012 tarihinde yayınlandı.
Gösterim: 3374
Devamını Oku

Mahsuni Şerif Maraşın verimli toprakları olan Elbistan ovasından çıkmış bir ozanımızdır. Yaşamı boyunca gördüğü ve düşündüğü aksaklıkları korkusuzca dile getiren ozan hemen hemen tüm türk halkının gönlünde taht kurmuştur.Kanaatimce en büyük amacı sorunsuz insanların özgürlüklerini doyasıya yaşadığı bir Türkiye dir. Bunları anlatır ken çok sıkıntılı anlar da yaşamıştır. Onu sol kanatda görsekte bir çok türküsünde Farklı kanatda olan Abdurrahim Karakoçun şiirlerini seslendirmekten çekinmemiştir. Bu iki değer de aynı toprakların insanı türkülerde birleşmiştir. Bunlardan Mihriban, toktor bey, ilk aklıma gelenlerdir. Bu da gösteriyor ki ozanın amacı salt siyaset yapmak sağ sol kavgası içinde yer almak değil ülkesi için bir şeyler yapmak kendi doğru bildiği şeyleri kendi üslubu ile dile getirmektir.

28 Ağustos 2012 tarihinde yayınlandı.
Gösterim: 3475
Devamını Oku

Şair Hasan Hüseyin ile öğretmen Azime’nin bitmemiş aşk hikáyesi....

Size, şair Hasan Hüseyin ile öğretmen Azime’nin tertemiz aşk hikáyesini anlatayım.

Büyük Türk şairi Názım Hikmet’in ölümüyle yolları kesişen iki insanın aşk hikáyesini... O yıllarda bir edebiyat öğretmeninin solcu bir şaire áşık olması, öyle sıradan bir şey değildi. İnsanın aşkının arkasında dimdik durması ise, pek çok kişiyi öfkeye boğmaya yetiyordu. Mücadelelerle geçen bir hayatın ortasında Hasan Hüseyin’in şiiri gibi tertemiz bir aşk...

TARİH 3 Haziran 1963.Yer Uşak. Akşam saatleri... 30 yaşındaki Azime Karabulut, Uşak Lisesi’nde edebiyat öğretmeniydi. Evliydi. Eşi Hulusi, ilköğretim müfettişiydi; bir aydır evinden uzaktı; Eşme’deki okulları denetliyordu.

22 Ağustos 2012 tarihinde yayınlandı.
Gösterim: 3110
Devamını Oku