Hakimler (Yalnız insanlar)

Sevgili Dostlar
Dün hakim savcılara yönelik pek çok konferans ve seminer vermiş bir uzmanla tanıştım .Bana ilk cümlesi şu oldu..
" Hakimler yalnız insanlar . Hele çocukları , aynen yetim çocuklar gibi. Ben üzülüyorum onların haline dedi.. " Ben de şunu ekledim. yalnız ve korunaksız
Eve geldiğimde düşündüm. Neydi acaba bizim görmediğimiz ama dışardan UZMANINCA görünen hakikatler. Bizim mukayese imkanımız olmadığı için gözlerimiz farkındalığını kaybetmiş olabilir. Göçebe duygusu ile bir hayatı yaşamak hayatın kendisine yabancılık çekmek değil midir zaten.. Duyguların zirvesini tatmamak. Her duyguyu maskeler altında yaşamak..ve onlara yabancılaşmak. İnsan olmanın gereklerinden uzaklaşmak yargıladığımız insanları tanımamaya götürmez mi bizleri… Zamanla robotlaşmayı öğrenmek, acıyı, öfkeyi, sevgiyi ve heyecanı yutmak. Kinini, öfkesini, sevgisini,ilgisini, derinlere gömmek herşeyi yutmak.. Taki birgün patlayacağı güne kadar... Bir avukat meslektaşım HSYK da bir iki saat geçirmek zorunda kaldığında çok şaşırdığını söyledi.. Hakimlerin yüzlerindeki ifadelere baktığında adeta robotlaştıklarını , hislerini duygularını bir yerlere gömerek yok ettiklerini söylediğinde şaşırmamıştım.. Bu gerçekleri mesleğe avukatlıktan geçen hakimlerimiz daha iyi analiz yapabilirler. Ben şahsen en çok onların konuşmasını ve yazmasınıbekliyorum.
 
Bendeniz yargı denizinde bir dalga oluşturmak amacıyla adalet denizine bir taş atmaya çalışacağım..
 
Taş yerinde ağırdır demiş atalarımız. Yerimiz var mı ki taşımız ve ağırlığımız da olsun.. Bazen Ödülle cezanın aynı renge büründüğü bir kulvarın içinde yaşamanın derin bir sükuneti içindeyiz.. Öfkeler hep yutulur ya dışarıya aksettirilmez. Zira bunlar, mesleğin vakar ve haysiyetine aykırıdır. Peki insan olmanın vakar ve haysiyetini nereye koyacağız..? Bir yıl sonrasının yer ve görev teminatına sahip olmadan bir mesleği sürdürmenin dayanılmaz ağırlığını anlatmak için dahi kelimeler kifayetsiz kalıyor.. Bu tedirginliğin insan üzerinde ne gibi hasarlar bıraktığını uzmanlarına bırakalım ve biz konumuza geri dönelim.
 
Adli teşkilat.. Sürekli bir tedirginlik ve teyakkuz halinde.. Girmeyenin imrendiği girenin ise bir an önce ayrılma hayalleri kurduğu, Her an kurulu düzenin bozulma ihtimali ve endişesi . Her an bir şikayete uğrama ve iftiraya kurban gitme hali.... Çamur at izi kalsın stratejisi.. Mahkeme ile alamadığı adaleti şikayet ve iftira yoluyla elde etmeyi deneme ihaneti.. Birilerinin kin ve intikam hırsının kurbanıolmak endişesi... Gücünü sadece adaletten alan ve Sırtını adalete dayayanların ve sadece adaletin bayraktarlığını yapanların dahi imdadına yetişemeyen bir adaletten söz etmek ne hazin..
 
Bir hakimle evlenmek, bir hakim çocuğu olmak bir sürü sorun yumağını beraberinde sahiplenmek demektir. Ömrün hiçbir yerinde kalıcı arkadaş edinememek. Adaletle dostluk dengesinde sürekli med- cezirler yaşamak.. Zaten gençliğinde kalıcı dostluğu öğrenemeyen insan ileriki yaşlarda onu nasıl elde edecek ki.. İnsan olmanın vazgeçilmez duygularını göğüs kafeslerine hapsederek ve yutarak yaşamaya çalışmak..Yalnızlığın girdabına gark olup gitmek.. Hadi İstanbul ve Ankarada olmanın kısmi bir cazibesi olsa da bu tedirginlikten onlar dahi kurtulmuşdeğillerdir..
 
Herkesle dostluk kuramamak. Birgün birilerinin bu dostluğu süistimal edeceği kaygısı ile yaşamak.. Adalete leke düşürme endişesinden beri olmak için yapılan çabaların hayatın bir başka yönünde hasar bırakmasının verdiği dehşet tablosu… Her selam verenin arkasında “acaba bir beklentisi mi var” endişesi içinde olmak ve sürekli bir paranoya halinde yaşamak. Bunlar İnsanı halden hale sokar ve insanıhayatın baharında ömrün vedasına sürükleyen etkenler. Oysaki hakimlik mesleğinin bizatihi kendisi “madden ve manen yükü ağır olan bir iş.” Bu yükü taşımak için mangal gibi yürekler gerek.. Bunun yanında terfi/ tayin/ özlük/ şikayete gibi unsurları beraberinde eklediğimizde sorunu içinden çıkılmaz bir hale getiriyoruz. Kendisi mutlu olmayan insanın etrafına mutluluk dağıtabilmesi mümkün mü? Kurumlar insanların renklerine ve kalitesine göre şekillenir. Bu yüzden önce insandan başlamak gerek. İnsanın ahlaki ve gayri adil savrulmalarını sıfıra indirgeyecek bir sistemi bulmak gerek..
 
Tüm ideolojik hesaplaşmaların yolun bir yerinde adalete ulaşması ve adaletle kesişmesi bizim en büyük handikapımız.
 
Adliyelerde bu stres ve sorun yumağını rahatlatacak enstrümanları henüz keşfedemedik. Spor salonları, tenis masaları, müzik odaları,resim odaları vs.. Huzur verici kış bahçeleri.. Bunlar bize o kadar uzak ki.. Bunların hayalini dahi kurmanın suç olduğu algısı içinde meslektaşlar. Çünkü bizden beklenen tek şey var çalışmak. çalışmak. yine çalışmak..
 
Dikkat edelim yüksek perdeden talep edilen şey adalet değil. sadece çalışmak.. Hiçbir mahkeme bu sene adaleti nasıl dağıttı. kimler memnun oldu. adalete güven duygusu ne yönde gelişti diye soru sormaz. o mahkeme nasıl çalıştı, işlerin ne kadarınıbitirdi ne kadarı birikti.

Bunlar bizim çıkmazlarımız.
 
Oysaki kaliteli adalet için çok farklı denizlere yelken açmamız gerekiyor. Ancak henüz bunları taşıyacak akademik bir seviyede dahi değiliz. Tabandan tavana kadar yargı bir kısır döngünün içinde. Zaten sağlıklı işlemediği için “bir paralel işgal” atına girdi. Sağlklıişleyen bir yargıyı hiçbir grup /güç ve zümre ele geçiremez. Buna muvaffak olamaz.. Amerikada bir cemaatin yargıyı ele geçirmesi mümkün mü?
 
Bir arınmaya ihtiyacımız var.. Bir yenilenmeye adaleti tanımaya ve yeniden keşfetmeye.. Amerikayı yeniden keşfedemeyebilirsiniz ancak adalet her an keşfedilmeyi bekliyor çünkü şu an onu biz tanımıyoruz sadece ismini biliyoruz. Çünkü adaleti tesis edemiyoruz. Güvenin yüzde onluk dilimlere indiği bir kurumu bu haliyle sürdürmenin vebalini nasıl taşıyacağız.. Adaletin ismi kendisinden fersah fersah ötede…
 
Öyle ise adli bir diriliş için ilk adımı atmanın yollarınıaramalıyız. Bir sıçrama gerek/ bir deprem/ bir silkiniş .Kaliteli olan ne varsa buraya çekmeliyiz. Gelen kaliteye kalite katmalıyız. Sayısına bakmaksızın etrafına ışık ve nur saçacak“adli yıldızlar”yani adli hazineler yetiştirmeliyiz.. Belki on kişi belki yirmi kişi.. . Nerede olursa olsun ister öğretim üyesi, ister avukat, ister noter. Mesleğe katkı sağlayacak ve adalete renk katacak adalet kahramanlarını, sevdası olan hukukçularıbu teşkilata kazandırmanın yollarını bulmalıyız. Mesleğin en verimli döneminde emekli olup gidenleri geri döndürecek formüller bulmalıyız.. Bir yetişmiş hakimin 3 yeni hakimle doldurulamayacağını unutmamalıyız..
 
Adaletin ar-ge sini kurmalıyız. Daha sonra ise yol haritasını çizebilmeliyiz. Her hakim adayına aynı ve eşit eğitim verme gafletinden vazgeçmeliyiz. Kişilerin ruh dünyasına adalete olan bakışına ve yakınlığına , entelektüel seviyesine ve güçlüklere karşı dayanıklılığına görev alacağı mahkemenin risklerine uygun kısaca adalete olan sevdalarına uygun eğitim modeline geçmeliyiz. Yargıyı bir ideal olarak görenle ekmek kapısı olarak görene aynı eğitimi vermeye çalışmak standart içinde boğulmak demektir.
 
Herkesten “dahi” olmasını beklemek gibi..
 
 
Necati Daştan..
on 07 Nisan 2016
Gösterim: 1829

Yorumlar  

#1 ihtiyarseyyah 17-04-2016 12:29
Galiba 2014 sonu 2015 başlarıydı.Henüz Ön Bürolar ihdas edilmemişti.Hakimden "havale" almak mecburiyeti vardı istida için.Çağlayan'daki Sulh Ceza Hakimlerinden bir havale almam gerekiyordu.Dalgın,asık suratlı bir beyefendi ciddiyetle okuyordu önündeki kağıtları.İstidayı uzattım,göz gezdirirken izah ettim içeriğini,Tarih yazdı,K.K notuyla beraber imzaladı uzattı evrakı bana...Ben mahsustan durdum,seyrediyorum halini.Çok geçmedi "tamam" dedi,"havale ettim işte gidebilirsiniz".Yaşımın verdiği cesaretle sordum gülerek.Türkiye'nin gündemindeki hakimlerden biri siz misiniz şimdi,ülkenin gündemini bu oda mı belirliyor.....O da güldü gayr-i ihtiyari...Gitti o asık surat..Evet manasına başını salladı tebessümle.Ben bundan cesaretle "Gündem yaratan adama 75 santim yaklaştım ve imzasını aldım,bunu hatıra olarak saklayacağım" deyince kahkahayı patlattı.Ve dost olduk.O kadar içten ve pazarlıksız bir dostluk ki ne O bana ismimi,mesleğimi sordu ne ben O nu bir daha gördüm...Ama hala dostum
.
Bir başka hakim vardı
O Ağır Ceza Reisiydi,ben sıradan bir muhasebeci..
Bana "dostum" diye hitab ediyordu.
30 dan fazla ayrı hukukcuya sorup aynı cevabı aldığım bir kararı gösterdim kendisi ne.İlk önce dostum olacak hakim de diğer hukukcular gibi aynı tepkiyi gösterdi.Kararın tamamen hukuksuz olduğunu,ele alınacak bir tarafının bulunmadığını,hukuk fakültesi talebesinin bile böyle bir karar veremeyeceğini bildirdi.Sonra Karara imza atan hakimin adına ve sicil numarasına bakmak aklına geldi.
Aman Allah'ım o ne şiddet,o ne celal..O nasıl dönüş öyle.
Sen dedi ne yaptın bu hakime,şikayet filan mı ettin
Evet dedim hem şikayet ettim,hem redd-i hakim talebinde bulundum,şimdi de 5271/141-3 e göre tazminat davası açacağım ..
Sakın dedi dava filan açma,git özür dile...
.
Dava açtım dinlemedim dostum olacak hakimi
Sembolik olarak 100 TL manevi tazminat kazandım.
.
İki dostluk öyküsü efendim.
.
İyi pazarlar dilerim.

Yorum Yapabilmek için Siteye Kayıt olmanız gereklidir.

Siteye Kayıt için Tıklayınız.

Yukarı Kaydır