Trafik Kazasında Ağır Kusur ve İstiap Haddi HGK Kararı

  T.C.   

  Yargıtay 

Hukuk Genel Kurulu

ESAS NO              : 2017/17-1083

KARAR NO          : 2019/26           

ÖZET:  Ağır kusur, yargısal kararlarda "aynı durum ve koşullar altında her mantıklı insanın göstereceği en ilkel (basit) dikkat ve özenin gösterilmemesi" şeklinde tanımlanmaktadır. Başka bir anlatımla ağır kusurda; hâl ve şartların yüklediği özen gösterme ve tedbir alma ödevlerine veya bir hareket tarzı emreden kurallara "tam bir aldırmazlık" söz konusudur. Ağır kusur, bağışlanması kesinlikle olanaksız olan irade eksikliği esasına dayanır. Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarına göre de ağır kusur kavramı bir özel hukuk kavramı olarak; kasıt olmamakla beraber kasta yakın bir kusurun varlığını ifade etmektedir.

 

Uygulamada bu konudaki uyuşmazlık genellikle istiap haddi ile ilgili olmaktadır. Bu hâllerde de istiap haddinin aşılması ile riziko arasında uygun bir illiyet bağının mevcudiyeti şarttır. Sigortacının bu madde hükmünden yararlanabilmesi için istiap haddinden fazla yük taşınması ve istiap haddinden fazla yük taşınması hâlinin de münhasıran kazanın oluşumunda etken olması gerekmektedir. 

               Y A R G I T A Y   İ L A M I

Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İstanbul Anadolu 14. Sulh Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 04.04.2013 tarihli ve 2010/1811 E., 2013/267 K. sayılı karar davalı vekili tarafından temyiz edilmekle;  Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 10.12.2013 tarihli ve 2013/17334 E., 2013/17473 K. sayılı kararı ile;

                "... Davacı vekili, davalı şirketin uzun süreli kira sözleşmesi ile Fortis Finansal Kiralama AŞ den kiraladığı ve aynı zamanda davacı şirket tarafından Zorunlu Mali Mesuliyet sigortası ile sigortalanmış olan 34 UL 9123 plakalı araç ile 34 CKT 20 plakalı araca çarparak zarar verdiklerini, davacının 34 CKT 20 plakalı araç için 2.803,00 TL hasar bedeli ödediğini, ZMSS Genel Şartları B-4-c göre kaza istihap haddinden fazla yük taşınması sırasında meydana geldiğinden sigortalıya rücu hakkının bulunduğunu 2.803,00 TL hasar tazminatının ödeme tarihi 13.05.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

                 Davalı vekili, davalının gemi bloğu taşıma işinin özel bir taşıma olduğundan Toplu Ulaşım Hizmetleri Müdürlüğünden gerekli izinlerin alındığını, ilgili birimlere gerekli bildirmlerin yapıldığını, olay günü araca eskort eşlik ettiğini, eskort görevlisinin trafik güvenliği açısından yolu kestiğini ve karşıdan gelen 34 CKT 20 plakalı araç sürücüsünü uyurmasına rağmen, araç sürücüsünün uyarıları dikkate almayarak yoluna devam ettiğ ve taşınan yükün uç kısmına çarptığını, olayda davalıya yükletilecek kusurun bulunmadığından haksız açılan davanın reddi gerektiğini savunmuştur. 

                Mahkemece; tüm dosya kapsamından davalı şirkete ait aracın gemi bloğu gibi özel bir yükün taşınması için gerekli izin alınmış olmakla birlikte özel işaret, sinyal ve uyarıcı cihazlarla yeterli tedbir almadığından bahisle davanın kabulüne  karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

               Dava, ZMMS sigorta poliçesinden kaynaklanan rücuen alacak istemine ilişkindir.

ZMMS Genel Şartları B.4-c)maddesine göre tazminatı gerektiren olay, yolcu taşımaya ruhsatlı olmayan araçlarla yolcu taşınması veya yetkili makamlarca tesbit edilmiş olan istihap haddinden fazla yolcu veya yük taşınması veya patlayıcı, parlayıcı ve tehlikeli maddeleri taşıma ruhsatı bulunmayan araçlarda, bu maddelerin parlama, tutuşma ve infilakı yüzünden meydana gelmiş ise, sigortacının sigorta ettirene rücu  hakkı bulunmaktadır.

                Davacı sigorta şirketi davalıya ait olan aracın istihap haddinden fazla yük taşıması sırasında ve bu nedenle kazanın meydana geldiği iddiası ile rücu hakkı bulunduğunu ileri sürmektedir.

                Bu itibarla uyuşmazlık davalıya ait olan ve davacı tarafından sigortalanan aracın istihap haddi üzerinde yük taşıyıp taşımadığı noktasında toplanmaktadır.

                Davalı tarafından dosyaya sunulan belgelerden, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Daire Başkanlığı/Toplu Ulaşım Hizmetleri Müdürlğünün 06.04.2005 tarihli yazıları ile davalı şirkete ait 34 UL 9123 ve 34 FA 7557 plakalı araçlar ile 06.04.2009 ve 09.04.2009 tarihleri arasında ve saat 10.00-16.00 ve 22.00-06.00 arasında, (22m-9m-8m) boyutlarında gemi bloğu taşınmasına izin verildiği, bu izin çerçevesinde polis ve jandarmanın bilgilendirildiği anlaşılmaktadır.

                Davaya esas kaza 09.04.2009 tarihinde ve saat  02.30'da meydana gelmiş ve taşınan bloğun 8.40m genişliğinde olduğu tesbit edilmiştir. İzin 9m genişlik için verildiğinden yükün istihap haddi üzerinde taşınmadığı anlaşılmaktadır.

                Bu halde, somut olayda  ZMMS Genel Şartları B.4-c) maddesi koşullarının gerçekleştiğinden söz edilemeyeceğinden davanın reddi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır..."

 gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, zorunlu trafik poliçesinden kaynaklanan rücuen tazminat istemine ilişkindir.

Davacı vekili; davalı şirketçe uzun süreli kira sözleşmesi ile kiralanan ve davacı şirkete zorunlu trafik sigortası ile sigortalı olan aracın karışmış olduğu kaza neticesinde davacı şirketçe karşı araç malikine 2.803,00TL hasar ödemesi yapıldığını, kazanın sürücünün istiap haddinden fazla yük yükleyerek aracı dikkatsiz ve tedbirsiz kullanması, aracın römorkunda 8.40 m genişliğinde gemi bloğu taşınmasına rağmen gerekli trafik önlemlerini almaması nedeniyle meydana geldiğini ve sigortalı araç sürücüsünün tam kusurlu olduğunu, sigorta sözleşmesi genel şartlarının b.4.e. maddesi uyarınca davacının sigortalısına rücu hakkı bulunduğunu ileri sürerek 2.803,00TL’nin ödeme tarihi olan 13.05.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili; müvekkilinin yapmış olduğu özel taşıma işlemi nedeni ile gerekli olan izinlerin alınmış olduğunu ve taşıma işleminin yapılacağının da ilgili kolluk birimlerine bildirildiğini, taşıma sırasında araca eskortun eşlik ettiğini ve gerekli tüm önlemlerin de alındığını, eskortun trafik güvenliği açısından yolu kestiğini, karşıdan gelen araç sürücüsünü defalarca uyardığını, buna rağmen karşı araç sürücüsünün uyarıları dikkate almayıp durmadığını ve kazaya neden olduğunu, rücu koşullarının oluşmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

 Mahkemece; davalı şirkete ait aracın gemi bloğu gibi özel bir yükün taşınması için gerekli izni almış olmakla birlikte özel işaret, sinyal ve uyarıcı cihazlarla yeterli tedbir almadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Davalı vekilinin temyizi üzerine hüküm, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.

Yerel Mahkemece önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı Zorunlu Mali Mesuliyet Sigorta Şirketinin karşı araç için ödediği hasar bedelini, kendine sigortalı olan aracın farazi işleteninden (aracı uzun süreli kiralayan şirketten) rücuen talep edebilmesi için gerekli olan şartların oluşup oluşmadığı, burada varılacak sonuca göre mahkemece davanın kabulüne dair verilen kararın yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavramların ve yasal düzenlemelerin incelenmesi gerekmektedir.      

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) (dava tarihi itibari ile yürürlükte bulunan) 91/1. maddesinde, “İşletenlerin, bu kanunun 85/1 maddesine göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunludur”; 85/1. maddesinde, “Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.”; 85/son maddesinde ise, “işleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan  kendi kusuru gibi sorumludur.” hükümlerine yer verilmiştir.

Poliçenin düzenlendiği ve davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (KZMSS) Genel Şartlarının A.1. maddesi, “Sigortacı bu poliçede tanımlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermesinden dolayı 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na göre işletene düşen hukuki sorumluluğu, zorunlu sigorta limitlerine kadar temin eder” düzenlemesini getirmiş iken; “Sigortanın Kapsamı” başlıklı A.3. maddesinde ise; “Sigortacı, poliçede tanımlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında, üçüncü şahısların ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermiş olmasından dolayı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na göre sigortalıya düşen hukuki sorumluluk çerçevesinde bu Genel Şartlarda içeriği belirlenmiş tazminatlara ilişkin talepleri, kaza tarihi itibariyle geçerli zorunlu sigorta limitleri dâhilinde karşılamakla yükümlüdür. Sigortanın kapsamı üçüncü şahısların, sigortalının Karayolları Trafik Kanunu çerçevesindeki sorumluluk riski kapsamında, sigortalıdan talep edebilecekleri tazminat talepleri ile sınırlıdır…  Bu sigorta, sigortalının haksız taleplere karşı savunmasını bu genel şartların B.2.4. maddesi hükmü çerçevesinde temin eder.” ibarelerine yer verilmiştir.

 Yine, Kanun’un 95. maddesi ile sigorta sözleşmesinden veya sigorta sözleşmesine ilişkin Kanun hükümlerinden doğan ve tazminat yükümlülüğünün kaldırılması veya miktarının azaltılması sonucunu doğuran hâllerin zarar görene karşı ileri sürülemeyeceği, ödemede bulunan sigortacının, sigorta sözleşmesine ve bu sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerine göre, tazminatın kaldırılmasını veya azaltılmasını sağlayabileceği oranda sigorta ettirene başvurabileceği hüküm altına alınmıştır. Burada düzenlenen rücu hakkı kaynağını sigorta sözleşmesi ilişkisinden almaktadır. Eş söyleyişle; bu rücu hakkının kaynağını halefiyet ilkesinden almamakta, sözleşme ve Yasa gereği sigorta ettirene karşı defi hakkı bulunan sigortacının, bu hakka dayanarak kendi akidine dönmesini sağlamaktadır (Ulaş, I: Uygulamalı Zarar Sigortaları Hukuku, Ankara 2012, s:1010 ).

Hangi hâllerin sigortalıya rücu hakkı vereceği Genel Şartlar’ın “Zarar Görenlerin Haklarının Saklı Tutulması ve İşletene Rücu Hakkı” başlıklı B.4. maddesinde düzenlenmiş ve bu madde ile de sigorta sözleşmesinden veya sigorta sözleşmesine ilişkin Kanun hükümlerinden doğan ve tazminat yükümlülüğünün kaldırılması veya miktarının azaltılması sonucunu doğuran hâllerin zarar görene karşı ileri sürülemeyeceği bir kez daha vurgulanmıştır.

Somut olayda davacı sigortacı; araca istiap haddinden fazla yük yükleyerek aracın dikkatsiz ve tedbirsiz kullanıldığını, aracın römorkunda 8.40 m genişliğinde gemi bloğu taşınmasına rağmen sigortalı tarafından gerekli trafik önlemlerinin alınmadığını, kazanın oluşunda sigortalı araç sürücüsünün tam kusurlu olduğunu belirtmiş, kendi akidi olan sigortalısından rücuen tazminat isteminde bulunmuştur. Bir başka anlatımla davacı sigortacı, Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın B.4.a ve B.4.e maddelerine dayanmıştır.

Bu durumda uyuşmazlığın çözümü için bu maddelerde düzenlenen “ağır kusur veya kasıt hâli” ile “ istiap haddinin aşılması vb.” hâllerin açıklanması gerekmektedir.

Taraflar arasında akdi ilişkiyi düzenleyen sigorta poliçesinin sigortacının işletene rücu hakkını düzenleyen B.4/a maddesi; sorumlu olduğu kişilerin kasti bir hareketi veya ağır kusuru sonucunda meydana gelmiş ise sigortacının zarar görene ödeme yaptıktan sonra kendi sigortalısına rücu edebileceği hükme bağlanmış bulunmaktadır. Görüldüğü gibi maddede tam kusurdan değil, kasıt veya ağır kusurdan söz edilmektedir.

Kast, ceza hukukunda suçun manevi unsuru olup, yasanın suç saydığı bir fiili bilerek ve isteyerek işlemek iradesi anlamına gelir. Kast, özel hukukta ise kusur çeşitlerinden olup, haksız bir sonucun elde edilmesi için bilerek ve isteyerek yapılan iradi faaliyettir. Kusur ise, tazminatı (ödenceyi) veya cezalandırılmayı gerektiren hukuka aykırı davranış biçimidir. Kusur, ihmal veya tedbirsizlik sonucunda ortaya çıkar. Ayrıca borçlunun sözleşmenin gereklerini yerine getirmemesi akdi kusurdur. İhmal; haksız sonuca yönelmemekle birlikte, durumun ve koşulların gerektirdiği dikkat ve özeni göstermeme hâli, dikkatsizlikten ve/veya özensizlikten kaynaklanan kusur; savsama ve gerekli özeni göstermeme durumudur (Yılmaz, E: Hukuk Sözlüğü, Ankara 1996, s:363, 451, 490).  

Öğretide ve yargısal uygulamada yerleşik şekliyle sadece kusurun "ihmal türü" kusur sözcüğü ile ifade edilmekte, "kast türü" ise yine "kast" olarak anılmaktadır.

Karayolları Trafik Kanunu'nda, Yönetmelikte ve Tüzükte,  karayolundan yararlanan motorlu araç sürücüleri, yayalar ve hayvan güdücülerin hâl ve hareketleri belli kurallara bağlanmıştır. Bu kurallar kusurun belirlenmesinde önemli bir unsur olup, bunlara aykırı davranış, sorumluluk hukuku açısından kusurlu davranış olarak kabul edilir. Trafik kuralları nitelik açısından iki grupta toplanır. Bunlardan ilkinde, karayolundan yararlanacakların davranış biçimi teknik ve objektif olarak tüm kapsamıyla belirlenip tanımlanmış ve objektif hukuk normu hâline getirilmiştir. İkincisi ise; karayolundan yararlananlara belli durum ve koşullarda özen yükleyen kurallardır. Ayrıca, her kusur, sorumluluk için mutlak bir değer ifade etmez; zararın uygun sebebi olan ve zarar tehlikesi ihtimalini artıran kusurlar önemlidir.

İşte bu noktada "ağır kusur" kavramı ve somut olayda ağır kusurun varlığından söz edilip edilemeyeceği irdelenmelidir.

Ağır kusur, yargısal kararlarda "aynı durum ve koşullar altında her mantıklı insanın göstereceği en ilkel (basit) dikkat ve özenin gösterilmemesi" şeklinde tanımlanmaktadır. Başka bir anlatımla ağır kusurda; hâl ve şartların yüklediği özen gösterme ve tedbir alma ödevlerine veya bir hareket tarzı emreden kurallara "tam bir aldırmazlık" söz konusudur. Ağır kusur, bağışlanması kesinlikle olanaksız olan irade eksikliği esasına dayanır. Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarına göre de ağır kusur kavramı bir özel hukuk kavramı olarak; kasıt olmamakla beraber kasta yakın bir kusurun varlığını ifade etmektedir.

 Yukarıda da açıklandığı gibi, trafik kurallarının büyük çoğunluğu, karayolundan yararlanan sürücü ve yayalara belli durumlarda kesin olarak belirlenmiş (objektif) nitelikte bir hareket tarzı emreder. Bu kurallar karşısında kişinin bir takdir ve değerlendirme hakkı yoktur. Ne emredilmişse ona uymak zorunluluğu vardır; özenin ölçüsü kuralın kendisidir. Ancak, kusurun derecelendirilmesinde somut olayın özelliği de gözetilmelidir; belli bir hareket tarzını emreden mutlak nitelikteki bir trafik kuralı ihlal edilmesine rağmen, ağır kusur kavramından ayrılmak gerekebilir.

Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 10.12.2003 tarihli ve 2003/11- 756 E., 2003/743 karar sayılı kararında da detaylı bir biçimde açıklanmıştır.

 KZMSS poliçesi genel şartlarının B.4.e maddesi göre ise, tazminatı gerektiren olay, yolcu taşımaya ruhsatlı olmayan araçlarda yolcu taşınması veya yetkili makamlarca tespit edilmiş olan istiap haddinden fazla yolcu veya yük taşınması veya patlayıcı ve tehlikeli maddeleri taşıma ruhsatı bulunmayan araçlarda, bu maddelerin parlama, tutuşma ve infilâkı yüzünden meydana gelmiş ise, bu takdirde de sigortacı üçüncü kişilerin bu sebeplerle oluşan zararlar karşılandıktan sonra kendi âkidi olan sigorta ettirene rücu edebilme hakkına sahip olacaktır (Ulaş, I: s:1034 vd.).

Uygulamada bu konudaki uyuşmazlık genellikle istiap haddi ile ilgili olmaktadır. Bu hâllerde de istiap haddinin aşılması ile riziko arasında uygun bir illiyet bağının mevcudiyeti şarttır. Sigortacının bu madde hükmünden yararlanabilmesi için istiap haddinden fazla yük taşınması ve istiap haddinden fazla yük taşınması hâlinin de münhasıran kazanın oluşumunda etken olması gerekmektedir.

Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 05.12.2001 tarihli ve 2001/11-1109 E., 2001/1108 K. sayılı kararında da benimsenmiştir.

Davacı sigortacı tarafından dayanılan Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın B.4.a ve B.4.e maddeleri yukarıda ayrıntılı biçimde açıklanmıştır. Şimdi davalı sigortalının kazaya neden olan eyleminin niteliği üzerinde durulmasında da yarar vardır.

Kaza tespit tutanağında Billur Sokak’tan Tersaneler istikametine gitmekte olan aracın Gispir Hastanesi önüne geldiğinde davacı şirkete sigortalı olan araçla çarpışması sonucu yaralamalı ve maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiği,  sigortalı araç sürücüsünün 2918 sayılı KTK’nın 47/1-d (trafik güvenliği ve düzeni ile ilgili olan ve yönetmelikte gösterilen diğer kural, yasak, zorunluluk veya yükümlülüklere uymamak) maddesini ihlal ettiği belirtilmiştir. Not olarak da sigortalı araç sürücüsünün arkasındaki römorkla birlikte üzerinde 8.40 m gemi bloğu taşıdığı ve trafik yönünden gerekli önlemlerin alınmasında yetersiz kaldığı yönünde gözleme yer verilmiştir.

Eskort görevlisi ceza soruşturmasında tanık sıfatıyla verdiği beyanında;  tepe lambalı eskort aracı ile 300 metre ileride Gispir Kavşağında yolu kesmek için elinde el feneri, üzerinde fosforlu yelek ile ışıklara doğru yöneldiğini, karşıdan gelen aracı yavaşlaması ve durması için defalarca uyarmasına rağmen, aracın yola devam ettiğini ve durmuş vaziyette olan gemi bloğu yüklü araçtaki malzemelere çarparak durabildiğini ifade etmiş; sigortalı aracın sürücüsü de şüpheli sıfatıyla verdiği ifadesinde; kavşağa gelmeden ışıklara 100 m kala aracı durdurduğunu, önünde seyreden tepe lambalı eskort aracına yolu kesmesini söylediğini, tepe lambalı eskort aracı sürücüsünün elinde el feneri ile araçtan inip karşıdan gelmekte olan aracı durdurmak istediğini, bahse konu aracın durmayarak yola devam ettiğini ve gemi bloğu malzemesi yüküne çarptığını beyan etmiştir.

Hükme esas alınan bilirkişi raporunda sigortalının yük nakli için gerekli izinleri almış olmasına rağmen seyir esnasında uyarıcı tepe lambalı olan aracın karşı yönden gelen aracı uyaramadığı, bu nedenle kazanın meydana gelmesinde davalı sürücünün %100 kusurlu olduğu şeklinde görüş bildirilmiştir.

Dosyanın incelenmesinde; İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Daire Başkanlığı/Toplu Ulaşım Hizmetleri Müdürlüğü’nün 06.04.2005 tarihli yazısı ile davalı şirkete ait 34 UL 9123 ve 34 FA 7557 plakalı araçlar ile 06.04.2009 ve 09.04.2009 tarihleri 10.00-16.00 ve 22.00-06.00 saatleri arasında, (22m-9m-8m) boyutlarında gemi bloğu taşınmasına izin verildiği, bu izin çerçevesinde polis ve jandarmanın bilgilendirildiği anlaşılmaktadır.

Davaya esas kaza 09.04.2009 tarihinde ve saat 02.30'da meydana gelmiş ve taşınan bloğun 8.40m genişliğinde olduğu tespit edilmiştir. İzin 9m genişlik için verildiğinden istiap haddi aşılmadığı gibi kaza da münhasıran taşınan yük nedeniyle meydana gelmemiştir. Bu durumda davacı sigortacının Genel Şartların B.4.e maddesine dayanarak rücuen tazminat talebinde bulunamayacağı açıktır.

Üzerinde durulması ve tartışılması gereken davalı tarafa atfedilen kusurun ağır kusur sayılıp sayılamayacağıdır.

Karayolları Trafik Kanunu'nun koyduğu kurallara uyulması zorunludur. Ancak bu kuralların her türlü ihlali, sürücünün, kasta yakın bir kusuru olduğunu göstermemektedir. Anılan Kanunun 47. maddesinde belirtilen kusur hâllerinin hepsinin, aynı zamanda ağır kusur olarak nitelendirilmesini gerektiren bir yasal düzenleme de bulunmamaktadır. Aksine, asli kusurun varlığı teminat kapsamında kalabileceği gibi, sonucun gerçekleşme şekli ağır kusuru gösteriyorsa, tali kusur hâlinde dahi teminat dışında kalma söz konusu olabilir. İşte bu nedenle, Genel Şartların 4/a maddesindeki düzenlemede, tam kusurdan bahsedilmeyip  sadece kişilerin kasti hareketleri veya ağır kusurları sonucunda meydana gelmiş olma olgusuna yer verilmiştir. Buradan çıkan sonuç, nitelikleri gereği rücu davalarında, her somut olayın kendi özelliği çerçevesinde değerlendirilmesinin gerektiğidir.

Somut olayda da; araç taşınmasına izin verilen yük ile kendisine izin verilen saatlerde yola çıkmış,  eskort, uyarıcı ışık gibi gerekli olan güvenlik önlemlerini kendisi aldığı gibi, varsa gerekli olan diğer önlemlerin alınması için de ilgili kolluk birimlerine müracaatta bulunmuş, kavşağa gelmeden aracını durdurmuş ve eskort eşliğinde karşıdan gelen araç durdurulmaya çalışılmıştır. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda davalı sürücü %100 kusurlu kabul edilmiştir.  Bu kusur şekli de ağır kusur veya kast olarak nitelendirilemeyeceğinden davacı sigortacı Genel Şartların B.4.a maddesine dayanarak da rücuen tazminat talebinde bulunamayacaktır.

Bu durumda davacı sigortacı tarafından, Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın B.4.a ve B.4.e maddelerine dayanılarak açılan davanın, rücu koşullarının bulunmaması nedeni ile reddine karar vermek gerekirken, mahkemece hatalı değerlendirme ve yanılgılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hâl böyle olunca direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıdaki belirtilen ilave gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar verilmesi gerekmektedir.

SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan ilave nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3’üncü maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429’uncu maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,  karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 29.01.2019 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi. 

on 24 Mayıs 2019
Gösterim: 1182

Yorum Yapabilmek için Siteye Kayıt olmanız gereklidir.

Siteye Kayıt için Tıklayınız.

Yukarı Kaydır