Kısmi Ödeme Belgesi İbra mı yoksa makbuz hükmünde midir?

T.C.
YARGITAY
17. Hukuk Dairesi

ESAS NO : 2011/12900
KARAR NO : 2013/1695

Y A R G I T A Y    İ L A M I

-K A R A R-

Davacı vekili, davalılardan Ramazan'ın davalı Safile'ye ait araçla geri manevra yaptığı sırada müvekkilinin oğlu Salih'e çarparak ölümüne sebebiyet verdiğini, tesbit edilen kusur oranını kabul etmediklerini belirterek fazlaya ilişkin talep hakları saklı kalmak kaydıyla davacı anne Teslime için 5.000,00 TL, baba Nedim için 5.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı sigorta vekili, davanın reddini iştemiş, daha sonra verdiği dilekçe ile anne için 1.979,99 TL baba için 761,23 TL tazminatı kabul ettiğini beyan etmiştir.
Diğer davalılar vekili ise davacılardan davadan sonra ibraname aldıklarını, davanın ibra nedeniyle reddini istemiştir.
Mahkemece taraflar arasında düzenlenen 15.3.2010 tarihli ibraname ile davacıların kayıtsız şartsız tazminat haklarından vazgeçtiklerini, işleten ibra edilmiş olmakla sigortacının da ibradan yararlanacağını, ibranın zararın doğmasından ve bilinebilir olmasından çok sonra verildiğini, imzaya da bir itirazın olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava trafik kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Mahkemece, ibranın zararın belirlenebilir olmasından çok sonra verildiğinden söz edilerek davanın reddine karar verilmiş ise de; fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak açılan davada zarar miktarı ile ilgili bilirkişi raporunun 28.2.2011 günlü olması ibraname içeriği ve 2918 sayılı KTK.nin 111.maddesinde, bu yasada öngörülen hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmalar geçersiz olduğu ve tazminat miktarlarına ilişkin olup da yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar ve uzlaşmalar yapıldıkları tarihten itibaren 2 yıl içinde iptal edilebileceği hükmüne yer verilmiş olması karşısında mahkeme gerekçesine katılmak mümkün değildir.
Somut olayda, davacılar davalılar aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açtıktan sonra yargılama aşamasında davacılar vekili ile davalılar Ramazan Sezer ve Safile Sezer arasında "ibraname" başlıklı sulh sözleşmesinin 1.maddesinde, "Ramazan Sezer ve Safile Sezer, Nedim ve Teslime Kaya'ya maddi ve manevi tazminat karşılığı 10.000,00 TL ödemişlerdir." 6.maddesinde ise, "sigorta şirketi ile ilgili bir ibra söz konusu değildir." şeklinde düzenlenme yapılmıştır. Belirtilen bu düzenleme, davalıların hukuki sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırmayacağı, ancak bu belge ile ödeme yapıldığından makbuz niteliğinde kabul edilmesi gerekir.
Diğer taraftan ibra, borcun sona ermesini sağlayan özel bir sebeb olup, borç ilişkisini değil, sadece münferit borcu sona erdirir.
Müteselsil borç ise, sözleşme veya kanun gereği birden fazla borçlunun alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olduğu, diğer bir deyişle alacaklının edayı her müteselsil borçludan talep edebildiği ve edanın tamamen yerine getirtilmesine kadar bütün borçluların sorumluluğunun devam ettiği, borçlulardan birinin borcu ödemesi halinde diğerlerin de borçtan kurtulduğu borç ilişkisine denir. Müteselsil borçlarda, alacaklının borçlulardan biri ile ibra sözleşmesi yapması halinde diğer borçluların borcu kural olarak devam eder, ancak bazı istisnayi hallerde durumun özelliği veya borcun niteliği diğer borçlularında borçtan kurtulmalarını gerektirebilir. (BK.nin 145/2 mad.) O halde, ibra sözleşmesinin müteselsil borçlulardan biri ile yapılması halinde, ibra edilen miktarın diğer alacaklılar içinde geçerli olması, bu hususun ibra sözleşmesinden anlaşılmasına bağlıdır. (HGK.nin 16.6.2004 gün 2004/11-359 Esas 2004/366 Karar)

Davacılar vekili davalılar Ramazan ve Safile Sezer'den 10.000,00 TL almak suretiyle onlar için açtıkları davadan vazgeçtiklerini belirtmişler, ancak sigorta şirketi ile ilgili bir ibra söz konusu olmadığını belirtmişlerdir. Olayımızda kısmi bir ibra olup, bilirkişi raporu ile de davacıların alacaklarının tamamıda karşılanmamış olduğu görülmüştür.
Bu durumda yukarıda açıklanan ilkeler ışığında tazminatın tamamı karşılanmadığından, ödemenin makbuz hükmünde olup, hesaplanacak tazminattan ödemenin mahsup edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme sonucu davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara geri verilmesine 15.2.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

on 23 Ağustos 2016
Gösterim: 607

Yorum Yapabilmek için Siteye Kayıt olmanız gereklidir.

Siteye Kayıt için Tıklayınız.