Kısa karar ile gerekçeli kararın çelişkili olması

T.C.
YARGITAY
17. Hukuk Dairesi

ESAS NO : 2014/18429
KARAR NO : 2015/6036


Y A R G I T A Y    İ L A M I

 

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacılar vekili, davalıların işleteni, sürücüsü ve zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olduğu aracın sebebiyet verdiği kazada müvekkillerinin yaralandığını açıklayıp İsmet Arslan için 1.000,00 TL maddi, 150.000,00 TL manevi, Hafure Arslan için 1.000,00 TL maddi, 75.000,00 TL manevi, İlkan Arslan için 1.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekilleri, davanın reddini talep etmişlerdir.
Mahkemece, toplanan delillere göre, davanın kısmen kabul, kısmen reddi ile HDIsigorta şirketi davacılara ödeme yaptığından HDI Sigorta A.Ş.' ye yönelik davanın reddine, davalılardan sigorta şirketinin davacılara yaptığı ödemeye göre diğer davalılara yönelik davanın da reddine, davacıların 15.000,00'er TL'lik manevi tazminat davasının kabulüne, davalılar Seyit Ahmet Sancak ve Turan Uluslararası Taşımacılık Ltd. Şti'den müştereken ve müteselsilen alınarak ayrı ayrı davacılara verilmesine karar verilmiş, hüküm davacılar vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, trafik kazası sonucu cismani zarar nedeni ile maddi-manevi tazminat istemine ilişkindir.

10.04.1992 gün 7/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı hakimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olmasını öngörmektedir. Kısa kararda hükmedilen bir yükümlülüğünün gerekçeli kararda hüküm altına alınmamış olmasının çelişki teşkil etmediğini söylemek mümkün değildir. Yargı erkinin görev ve yetkisi Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak keza İBK'nın bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka gerekçeli karardaki hüküm başka ise bu durumun mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır. Öyle ki İBK ile bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde başka bir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir.

Diğer taraftan 1086 sayılı HUMK.’nun 381.- 389. maddelerinde (6100 sayılı HMK m. 294 - 297), hükmün tefhimi, nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. HUMK’nun 388. maddesinde (HMK m. 297/II); hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin zorunlu olduğu açıklanmıştır. Başka bir anlatımla, tesis edilen hüküm, infazı kabil ve uygulanabilir olmalıdır.
Bu hükümler yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereği ve kamu düzeni ile ilgili olup, yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar, kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta olması zorunludur.
Yargıtay'ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için de ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş bir hükmün bulunması gerektiği açıktır.
Somut uyuşmazlıkta, yerel mahkemenin yargılamayı sonuçlandırdığı 29.05.2012 tarihli kısa kararda " HDI Sigorta şirketi davacılara ödeme yaptığından ona yönelik davanın reddine, davalılardan sigorta şirketinin davacılara yaptığı ödemeye göre onlara yönelik davanın da reddine" denildiği ve tüm davalılar aleyhine açılan davanın reddine karar verildiği manevi tazminat talepleri hakkındaki kararın kısa kararda belirtilmediği, gerekçeli kararda ise manevi tazminata ilişkin her bir davacı yararına tazminata hükmedildiği görülmektedir. Bu durum Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 294/3.maddesine aykırılık teşkil ettiğinden 10.4.1992 gün ve 1991/7 Esas-1992/4 Karar Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı uyarınca kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki çelişkinin giderildiği bir hüküm kurulmak üzere kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir. 

Bozma neden ve şekline göre davacılar vekillerinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre bu aşamada davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara geri verilmesine 16/04/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

on 11 Ağustos 2016
Gösterim: 516

Yorum Yapabilmek için Siteye Kayıt olmanız gereklidir.

Siteye Kayıt için Tıklayınız.