Çeke Dayalı İhtiyati Haciz Taleplerinde Yetkili Mahkeme

I- Genel Olarak


İhtiyati haciz, alacaklının bir para alacağının zamanında ödenmesini güvence altına almak için, mahkeme kararı ile, borçlunun malvarlığına geçici olarak el konulmasıdır[1]. İhtiyati haciz, genel olarak takip hukuku içerisinde para alacaklarına ilişkin bir geçici hukuki korumadır[2].

 

Alacaklı, borçlusunun borcunu zamanında ödeyeceğinden emin değilse, ilk önce borçlunun mallarına ihtiyati haciz koydurur, ondan sonra davasını açar veya ilamsız icra takibini yapar. Alacaklı açtığı davayı kazanır veya yaptığı ilamsız icra takibi kesinleşirse artık borçlunun mallarını haczettireceğim diye uğraşmaz. Daha önce (dava veya takipten önce) ihtiyaten haczedilmiş olan mallar icra dairesince satılır ve satış bedeli ile alacaklının alacağı ödenir[3].

İcra ve İflas Kanunu’nun 257 vd. maddelerinden düzenlenen ihtiyati haciz, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu m. 101 vd. hükümlerinde düzenlenmiş bulunan ihtiyati tedbirden farklıdır[4]. Bu farklara özen gösterilerek, ihtiyati haciz talep edilebilecek olan durumlarda, ihtiyati tedbir talep edilmiş olsa bile, ihtiyati haciz kararı verilebilmek gerektiği gibi; isteğe sıkı sıkıya bağlı kalınarak, istek doğrultusunda ihtiyati tedbir (ihtiyati haciz yerine) verilmiş olsa bile, artık bu ihtiyati tedbirin niteliği itibariyle bir ihtiyati haciz olduğu kabul edilerek takip eden işlemlerin bu yönde yürütülmesi gerekir[5]. Ancak belirtmek gerekir ki, aralarında farklar olduğu kesin olmakla birlikte, kural olarak, özel bir hüküm olmadıkça, ihtiyati haciz veya ihtiyati tedbir birbirine üstünlüğü olan veya birinin diğerine önceliği olan geçici hukuki koruma türleri değildir.

II- Kambiyo Senetlerine Dayalı İhtiyati Haciz Taleplerinde Yetkili Mahkeme

İcra ve İflas Kanunu kambiyo senetleri (çek, poliçe ve bono) hakkında genel haciz yoluyla takip usulünden farklı olarak özel takip usulleri (İİK m. 167-176b) öngörmekle birlikte, yukarıda da ifade edildiği üzere, bu takip usulünde yetkiye ilişkin herhangi bir düzenleme içermemektedir.

İcra ve İflas Kanunu’nda ihtiyati hacizde yetkili mahkemenin neresi olacağı m. 258’de düzenlenmiştir. Bu madde hükmüne göre, ihtiyati hacizde yetki İİK m. 50 hükmüne göre belirlenir. O halde, ihtiyati haczi düzenleyen İİK. 258. madde hükmünde de kambiyo senetlerine mahsus özel bir düzenleme yer almamaktadır.

Bilindiği üzere, İİK m. 50 hükmü ise Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun yetkiye ilişkin hükümlerine (HUMK m. 9 vd) yollamada bulunmaktadır[6].

Hemen belirtelim ki, ihtiyati hacizde yetkiye ilişkin olup da aşağıda incelenecek olan yetkili mahkemeler, dava açılmadan önceki ihtiyati haciz talebine ilişkindir. Zira dava açıldıktan sonraki ihtiyati haciz taleplerinde yetkili mahkeme asıl davaya bakan mahkemedir. Her ne kadar ihtiyati hacizde yetkiyi düzenleyen 258. maddede bu konuda bir açıklık yok ise de, gerek ihtiyati hacizde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanması, gerekse ihtiyati haczin bir ihtiyati tedbir türü olduğu düşünülürse bu sonuca varılmaktadır. İhtiyati tedbir hakkındaki Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 104. maddesinin ikinci fıkrasının burada da uygulama alanı bulması doğrudur[7].

Yukarıda belirtilen bilgiler ışığında, kambiyo senetlerinden çeke dayanarak yapılan ihtiyati haciz talebinde yetkili mahkeme, İcra ve İflas Kanunu’nun 50. maddesinin atfı uyarınca, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun yetkiye ilişkin hükümleri uygulanmak suretiyle tespit edilebilecektir[8]. Buna göre, kambiyo senetlerinden çeke dayalı ihtiyati haciz taleplerinde yetkili mahkeme veya mahkemeleri şu şekilde sıralamak mümkündür.

1) Keşidecinin İkametgâhı Mahkemesi

İİK. M.50/f.1’in “para veya teminat borcu hususunda HUMK.’nun yetkiye ilişkin hükümlerinin kıyasen uygulanacağı”nı belirten düzenlemesi gereği, borçlunun ikametgahı mahkemesi, yani keşidecinin ikametgahı mahkemesi, genel yetkili mahkeme olarak (HUMK m. 9), ihtiyati haciz talebinde de yetkili olacaktır[9].

Şayet, keşideci aleyhine değil de ciranta aleyhine ihtiyati haciz talep edilmekte ise bu durumda cirantanın ikametgahı mahkemesi ihtiyati haciz talebi için yetkili olacaktır. Keşideci ve ciranta aleyhine birlikte ihtiyati haciz talebinde bulunulması durumunda ise HUMK m.9, II hükmü gereği, keşidecinin veya cirantanın ikametgahı mahkemesi ihtiyati haciz talebi için yetkili olabilecektir.

2) Keşide Yeri Mahkemesi

Çekin keşide edildiği yer mahkemesi de çeke dayanarak yapılan ihtiyati hacizde yetkili mahkemedir. Zira İİK m. 50,I’ deki HUMK’na yapılan yollama nedeniyle ‘akdin yapıldığı yer’ olarak ‘keşide yeri’nin de, HUMK m. 10 gereği yetkili mahkeme olduğu sonucuna varılabilir[10].

Yargıtay verdiği bazı kararlarında[11], icra takibi bakımından keşide yeri icra dairesinin de yetkili olduğu olduğunu ifade etmiştir. İhtiyati haciz bakımından ayrı bir yetki düzenlemesi bulunmadığına göre, söz konusu bu kararların ihtiyati haciz bakımından da emsal nitelikte olduğunu kabul etmemek için herhangi bir sebep bulunmamaktadır. Kaldı ki, Yargıtay, doğrudan ihtiyati haciz talebiyle ilgili bir kararında da bu hususu açıkça ifade etmiştir. Söz konusu kararın ilgili kısmı şu şekildedir; “…çekin keşide yerinin İstanbul olarak yazılı olduğunun kabulü halinde, bu yer mahkemesinin yetki alanı içerisinde olup, davalı- alacaklının doğru yer mahkemesinden ihtiyati haciz kararı istediğinin kabulü gerekecektir. Nitekim Yerleşik Yargıtay uygulamasına göre, keşide yeri de kambiyo hukuku ilişkisinin kurulduğu yer olarak yetkili mahkemelerden biridir…”.

Keşide yeri TTK. m. 692/b.5 hükmü gereğince çekte gösterilmesi (bulunması) zorunlu unsurlardandır. Buna karşılık eğer çekte keşide yeri açıkça gösterilmemişse belge çek niteliğini hemen kaybetmez. Çünkü, TTK m. 693/f.son, “bir çekte keşide yeri açıkça gösterilmemişse bu çek, keşidecinin ad ve soyadı yanında yazılı olan yerde çekilmiş sayılır” şeklinde bir düzenleme öngörmektedir. Dolayısıyla çekte keşide yerinin açıkça gösterilmediği durumlarda çeke yönelik ihtiyati haciz talebinde, ‘keşidecinin ad ve soyadı (imzası) yanında yazılı olan yer’ yetkili mahkemelerden birisi olacaktır. Ancak buradaki ‘ad ve soyad’ın keşidecinin imzası olarak anlaşılması gerekmektedir. Zira, TTK m. 692/b.6 hükmüne göre, çekte bulunması zorunlu olan unsur keşidecinin ad ve soyadı değil imzasıdır[12].

O halde, çeke dayalı ihtiyati haciz talebinde yetkili mahkemelerden birisi de çekin keşide edildiği yer, keşide yeri gösterilmemiş ise keşidecinin imzasının yanında yazılı olan yer mahkemesidir.

3) Ödeme Yeri Mahkemesi

Kambiyo senetlerinden çeke dayalı olarak yapılan ihtiyati hacizde yetkili mahkemelerden birisi de, akdin ifa edileceği yer, yani çekteki alacağın ödeme yeri mahkemesidir (HUMK m. 10).

TTK. m. 692/b.4 düzenlemesine göre, bir çekin içermesi gereken unsurlardan biri de ödeme yeridir. Çekte ödeme yeri açıkça gösterilmemişse TTK. m. 693/f.2 c. 1 gereği muhatabın ad ve soyadı (yani ticaret unvanı) yanında gösterilen yer ödeme yeri sayılacak; dolayısıyla bu yer mahkemesi ihtiyati haciz talebi bakımından yetkili olacaktır. Muhatabın ticaret unvanının yanında da bir yer belirtilmemiş olması ve başka bir kayıt da bulunmaması durumunda çek, muhatabın iş merkezinin bulunduğu yerde ödenecektir (TTK m. 693/f.2 c. 3). Bu durumda yetkili mahkeme de muhatabın iş merkezinin bulunduğu yerdeki mahkeme olacaktır[13].

4) Yetki Sözleşmesi İle Yetkili Kılınan Mahkeme

İhtiyati hacizde yetki kamu düzenine ilişkin olmadığından taraflar arasında yetki sözleşmesinin yapılması mümkündür. Yetki sözleşmesinin varlığı durumunda, yetki sözleşmesi ile yetkili kılınan yer mahkemesi de ihtiyati haciz talebi bakımından yetkili olacaktır.

Hemen belirtelim ki, yetki sözleşmesinin yetki şartı olarak yapılmış olması ve bunun cirantalar tarafından da görülebilmesi durumunda yetki sözleşmesiyle karalaştırılan mahkeme, ihtiyati haciz talebinde hem keşideci hem de cirantalar bakımından geçerli olacaktır. Yetki sözleşmesinin ayrı bir sözleşme olarak yapılması durumunda yetki sözleşmesiyle yetkili kılınan mahkemenin cirantalar bakımından da yetkili sayılabilmesi, cirantaların da yetki sözleşmesine bağlıdır. Aksi takdirde, keşideci ile hamil arasında kararlaştırılmış olan yetkili mahkeme, cirantalar yönünden, ihtiyati haciz bakımından yetkili olamayacaktır.

5) Yetkisiz Mahkeme

Yukarıda belirttiğimiz üzere, ihtiyati hacizde yetkinin kamu düzenine ilişkin olmaması sebebiyle, alacaklı, yukarıda ihtiyati haciz için belirlediğimiz mahkemelerin dışında, yetkisiz bir mahkemede de ihtiyati haciz talebinde bulunabilir. Yetkisiz mahkemeden ihtiyati haciz talebinde bulunulması durumunda hakim yetki hususunu re’sen nazara alamayacak[14] ve yetkisizlik kararı veremeyecektir. İhtiyati hacze itiraz sebepleri arasında yetki itirazının sayılmış olması da bunu doğrulamaktadır[15].

Buna göre, yetkisiz mahkemeden ihtiyati haciz talep edilmiş olması halinde, aleyhine ihtiyati haciz talebinde bulunulanın yetki itirazında bulunmaması durumunda yetkisiz mahkeme de çeke dayalı ihtiyati haciz talebi bakımından yetkili olacaktır.

6) Hamilin İkametgahının Bulunduğu Yer Mahkemesi

Acaba kambiyo senetlerinden çeke dayalı olarak yapılan ihtiyati haciz taleplerinde hamilin ikametgahındaki yer mahkemesi de yetkili midir? Bu soruya pozitif düzenlemeler açısından bakıldığında olumlu yanıt vermek mümkün değildir. Zira, yukarıda da belirtildiği üzere, İİK m. 258, m. 50 ve HUMK m. 9 vd. ile m. 22 hükümleri esas alınarak belirlemiş olduğumuz yetkili mahkemeleri yukarıda başlıklar halinde ifade edildi ve bunlar arasında hamilin ikametgahı mahkemesi bulunmamaktadır.

Kambiyo senetlerinden “çek”e dayalı olarak yapılan ihtiyati haciz taleplerinde, diğer kambiyo senetlerinden farklı olarak, sayılan yetkili mahkemelerin yanında hamilin ikametgahı mahkemesinin de yetkili olması gerekir. Çünkü bu, çekin diğer kambiyo senetlerine göre farklı niteliğe sahip olmasının bir gereğidir. Zira, poliçe ve bono birer kredi aracı iken çek para gibi bir ödeme aracıdır. Ayrıca poliçe ve bonoya vade kaydı konulabilmesine karşılık TTK: m.701/f.1 uyarınca çek görüldüğünde ödenir ve buna aykırı herhangi bir kayıt yazılmamış hükmündedir[16]. Hatta çekin gerçek anlamda bir kambiyo senedi olmadığı dahi ileri sürülmektedir[17].

Çekte ibraz süreleri söz konusudur ve bu süreler çok kısadır. Diğer yandan muhatap banka çekin ibraz süresi içinde ibraz edilmesi durumunda eğer hesapta karşılık varsa ödeme yükümlülüğü altındadır ve buna aykırı davranışı muhatap bankayı sorumlu hale getirecektir[18]. Çek kendine özgü taşıdığı bütün özelliklerinden dolayı diğer kambiyo senetlerinden ayrılmakta ve adeta nakde eşdeğer duruma gelmektedir[19]. Dolayısıyla çeke dayalı haciz yoluyla icra takibinde mahkemeler belirlenirken çekin bu paraya eşdeğer özelliğinin de dikkate alınması gerekir. Bunun sonucu olarak hamilin ikametgahı mahkemesinin de yetkili mahkeme olarak kabul edilmesi gerekir[20].

Bu düşünce, bir ödeme aracı ve paraya eşdeğerde bir kıymetli evrak olan çekin işlevine uygun olduğu gibi, usul ekonomisinde de uygundur. Çünkü yukarıda da belirtildiği üzere, kambiyo senetlerinden poliçe ve bono birer kredi aracı iken çek bir ödeme aracıdır. Ayrıca bu çözüm, hamilin mağduriyetinin artmasına da bir ölçüde engel olacaktır. Zira, nakit yerine nakit gibi nitelendirdiği çeki kabul eden hamil, ibraz süresi içinde çek bedelini elde etme inancı içinde çeşitli ticari ilişkiler içine girmiş veya ödemeler dengesini buna göre ayarlamış olabilir. Çekin karşılıksız çıkmasıyla hamilin bütün planları aksayacak ve mağdur durumuna düşecektir. Hamilin müracaat haklarını bir an önce kullanabilmesi ve daha fazla zor duruma düşmemesi için hamilin ikametgahı mahkemesinin de yetkili mahkeme olarak kabul edilmesi gerekmektedir.

Öte yandan muhatap bankaya ibraz edilen ancak karşılıksız kalan çek’e dayalı borcun, bu şekilde aranması tüketildikten sonra, götürülecek borç niteliğine dönüştüğünün kabul edilmesi gerekir. Böyle olunca, HUMK’nın 10. maddesi uyarınca ifa yeri olarak BK’nın 73. madde hükmü nedeniyle, alacaklının ikametgahı mahkemesinin de yetkili mahkemelerden birisi olacaktır.

Bu kabul şekli, bir ödeme aracı ve paraya eşdeğerde bir kıymetli evrak olan çekin işlevine uygun olduğu gibi, usul ekonomisine de uygundur. Çünkü, yukarıda da belirtildiği üzere, kambiyo senetlerinden poliçe ve bono birer kredi aracı iken çek bir ödeme aracıdır. Ayrıca bu çözüm, çek hamilinin mağduriyetinin artmasına da bir ölçüde engel olacaktır. Zira nakit yerine nakit gibi nitelendirdiği çeki kabul eden hamil, ibraz süresi içinde çek bedelini elde etme inancı içinde ticari ilişkiler içerisine girmiş veya ödemeler dengesini buna göre ayarlamış olabilir[21]. İhtiyati haciz sebeplerinden birisinin varlığının ortaya çıkması durumunda elindeki çeke dayanarak, borçlunun malvarlığını kaçırmasına fırsat vermemek için bir an önce tedbir (ihtiyati haciz) almak durumunda bulunan hamilin kendi ikametgahında bunu talep edebilmesi yetkisinin tanınması gerekir.

III- Konumuzla İlgili Yargıtay Hukuk Daire’sinin Yeni Tarihli Farklı İki Kararı ve Kısaca Değerlendirilmesi

Yargıtay’ın konuya ilişkin kararlarının daha iyi anlaşılıp değerlendirilebilmesi için öncelikle söz konusu Yargıtay kararlarının aynen aktarılması gerekir:

A- Yargıtay Özel Dairesi Kararları

a- Yargıtay’ın 13.02.2006 tarihli Kararı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13.02.2006 tarihli[22] kararı şu şekildedir;

“Dava, ihtiyati haciz kararının yetki yönünden kaldırılması istemine ilişkindir.

İİK’nın 258. maddesi hükmü uyarınca ihtiyati hacze, aynı Kanunun 50. maddesine göre yetkili mahkeme tarafından karar verilir. Bu maddede HUMKnın yetkiye ilişkin hükümlerine atıf yapılmıştır. Kural olarak ihtiyati haciz kararı için yetkili mahkeme, HUMK’nın yetkiye ilişkin maddelerine göre belirlenmelidir. Mahkeme, yazılı gerekçeler ile yetkiye yönelik davacı itirazının kabulüne karar verilmiştir. Oysa, çek’in ödeme yeri ile, borçlunun ikametgahının bulunduğu yer, mahkemenin yetki alanı dışında ise de, çekin keşide yerinin İstanbul olarak yazılı olduğunun kabulü halinde, bu yer mahkemesinin yetki alanı içerisinde olup, davalı- alacaklının doğru yer mahkemesinden ihtiyati haciz kararı istediğinin kabulü gerekecektir. Nitekim Yerleşik Yargıtay uygulamasına göre, keşide yeri de kambiyo hukuku ilişkisinin kurulduğu yer olarak yetkili mahkemelerden biridir.

Somut olayda keşide yeri “İST.” olarak gösterilmiştir. Keşide yeri, TTK’ nın 688/6. maddesi ve bendi uyarınca bonoda bulunması gereken unsurlardandır. Aynı yasanın 689/son maddesi uyarınca da keşide edildiği yer gösterilmeyen bir bono, tanzim edenin ad ve soyadı yanında yazılı olan yerde keşide edilmiş sayılır.

Düzenleme yerinin belli ve mümkün bir yer olması gerektiği gibi, bu yerin idari bir birim olması da zorunludur. Bu husus, resen araştırılmalıdır. İdari birim yanında adres verilmesi şart değildir. (Bkz: Fırat Öztan, Kıymetli Evrak Hukuk, Ankara, 2. Bası, 1997, sh.. 472 ) Kaldı ki, 14.02.1992 gün ve 1992/1 Esas, 1992/5 Sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararında da, herhangi bir tereddüte yer vermeyecek şekilde anlaşılabilir olması koşulu ile keşide yerinin kısaltılmasının da geçerli olduğuna karar vermiştir. Bu itibarla, somut olayda, keşide yeri olarak, İstanbul’un kastedildiğinin kabulü gerekir.

Öte yandan muhatap bankaya ibraz edilen ancak karşılıksız kalan çek’e dayalı borcun, bu şekilde aranması tüketildikten sonra, götürülecek borç niteliğine dönüştüğü gözetilerek, HUMK’nın 10. maddesi uyarınca ifa yeri olarak BK’nın 73. madde hükmü nedeniyle, alacaklının ikametgah yeri mahkemesi de yetkili yerlerden biridir. Dairemizin 19.09.2005 tarih ve 8454-8277 sayılı ilamı da bu yöndedir.

Bu itibarla, mahkemece, gerek keşide yeri, gerekse alacaklının ikametgah yeri itibariyle, doğru yer mahkemesinden ihtiyati haciz kararı istendiğinin kabulü ile davacı-borçlunun yetki itirazının reddine karar verilmesi gerekirken, aksine hüküm tesisi doğru görülmemiştir.”

b- Yargıtay’ın 26.04.2007 tarihli Kararı

Kararın Dayandığı Yerel Mahkeme Kararı :

İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 05.02.2007 tarih ve 2006/1175 D.İş sayılı kararı şu şekildedir; “İhtiyati hacize konu çekin keşide yeri ve keşide edilen hesabın bulunduğu muhatap banka İzmir’dir. Ayrıca borçlulardan keşideci şirketin şirket merkezi ve Lehtarın ikamet adresinin de İzmir olduğu dosya kapsamı ile sabittir. Ancak dava konusu çek İstanbul Tekstilbank şubesi aracılığıyla icra takibine konu edilmiş olup alacaklı EDF Finans Faktoring İletişim A.Ş.’nin adresi ve şirket merkezi Laleli/Eminönü-İST. olup çekin gününden önce paraya çevrildiği ve faktoring şirketinin çeke hamil duruma geldiği bilinen bir gerçektir. Çek bir ödeme aracı olup, dava konusu borç bir para borcu olması karşısında BK 73 md. Karşısında aranacak borçlardandır. Bu nedenle davacı alacaklının faktoring şirketi olarak HUMK ‘nu 10 ve BK 73 madde gereğince ikametgah mahkemesi İstanbul mahkemelerinde ihtiyati haciz talep etme hak ve yetkisinin bulunduğu anlaşılmıştır. Ayrıca dava konusu çekin iki borçlusu olup borçlulardan birinin gerek mahkememizin yetkisine gerekse icra dairesinin yetkisine dair bir itirazının bulunduğu dosyaya yansımamış olup aksi düşünülse bile, HUMK 9/2 maddesi gereğince borçlulardan biri yönünden yetkili hale gelen mahkeme ve icra dairelerinin diğer borçlu yönünden de yetkili hale geldiğinin kabulünü gerektirir. Bu nedenle borçlu muterizin mahkememizin yetkisine yönelik itirazının reddi gerektiği vicdani kanaatine varılmıştır…”.

Yargıtay Özel Dairesi’nin Kararı :

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 26.04.2007 tarihli[23] kararı şu şekildedir;

“… İstem, ihtiyati haciz kararma yönelik itiraza ilişkindir. Muteriz borçlu şirket itirazında, yetkili mahkemenin İzmir mahkemeleri olup, İstanbul Mahkemelerinin yetkisiz olduğunu ileri sürerek verilen ihtiyati haciz kararının kaldırılmasını istemiştir.

İİK.'nun 258.maddesi uyarınca ihtiyati hacze aynı Kanun'un 50.maddesine göre yetkili mahkemece karar verilir. Anılan maddede ise HUMK.'nun yetkiye ilişkin hükümlerine atıfta bulunulmuştur. Somut olayda, alacaklı şirket tarafından muteriz borçlu ile diğer borçlu Engin Kanat aleyhine çeke dayalı olarak ihtiyati haciz isteminde bulunulmuştur. İhtiyati haciz istemine dayanak çek incelendiğinde keşide yerinin ve muhatap bankanın bulunduğu yerin "İzmir" olduğunun görüldüğü gibi dosya kapsamından aleyhlerine ihtiyati haciz karar verilmesi istenen borçluların yerleşim yerlerinin de "İzmir"de bulunduğu hususları açık bir şekilde belirlenmiştir. Buna göre kambiyo senedine dayalı olarak istenen ihtiyati haciz isteminde yetkili mahkemenin "İzmir" mahkemeleri olduğu yönündeki borçlu şirket itirazının kabulüne karar yerilmesi gerekirken kambiyo senedinden kaynaklanan" alacağın para borcu olarak değerlendirilmesi suretiyle Borçlar Kanunu'nun 73/1.maddesi uyarınca alacaklının ikametgahı mahkemesi olan "İstanbul" mahkemelerinin bu nedenle ve diğer borçlunun itiraz etmemesi nedeniyle yetkili olduğunun kabulü şeklindeki gerekçelerle muteriz borçlunun ihtiyati haciz kararma yaptığı itirazın reddine kârar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle muteriz borçlu yararına bozulması gerekmiştir.

B- Yargıtay Kararlarının Kısaca Değerlendirilmesi

Kambiyo senetlerinden çeke dayalı ihtiyati haciz taleplerinde görünüşte birden fazla yetkili mahkeme olmasına rağmen bu mahkemelerden hiç birisi çoğu zaman alacaklı çek hamilinin yararını tam anlamıyla koruyucu nitelikte değildir. Çek’in bir ödeme aracı olup paraya eşdeğer nitelikte sayılması ve ihtiyati haciz kurumunun niteliği dikkate alındığından alacaklı çek hamiline, yetkili mahkeme konusunda kolaylık sağlanması gerektiği açıktır. Yargıtay’ın 13.02.2006 tarihli kararı ve bu kararda zikredilen 19.09.2005 tarihli kararı, çekteki borcun para borcuna dönüştüğü dolayısıyla aranacak borç haline geldiği yönündeki gerekçesi, soruna bir çözüm bulma arayışı olarak görülmelidir. Kanımızca sırf yetkili mahkeme konusunda çıkış yolu bulmak için alacağın niteliğinin değiştiğinden söz etmek başka sorun ve komplikasyonlara sebebiyet verebilir ve bu durum alacaklının sonradan yapacağı takip veya açacağı davada ispat vs. hususlarda aleyhine olabilir. Ayrıca böylesi bir kabulün kambiyo senetlerine tanınmış olan asıl ilişkiden mücerret olma yada diğer başka avantajlı yönlerini ne şekilde etkileyeceğinin iyi düşünülmesi gerekir. Muhtemelen bu sorunlar, Yargıtay’ın yakalamış olduğu çözüm yolundan geri dönmesinden etkili olmuştur. Çünkü 26.04.2007 tarihli kararında; “kambiyo senedinden kaynaklanan alacağın para borcu olarak değerlendirilmesi suretiyle Borçlar Kanunu'nun 73/1.maddesi uyarınca alacaklının ikametgahı mahkemesi olan ‘İstanbul’ mahkemelerinin bu nedenle ve diğer borçlunun itiraz etmemesi nedeniyle yetkili olduğunun kabulü şeklindeki gerekçelerle muteriz borçlunun ihtiyati haciz kararma yaptığı itirazın reddine kârar verilmesi doğru görülmemiş” şeklindeki bozma gerekçesi bu kanıyı güçlendirmektedir. Oysa bozma gerekçesi yaptığı bu husus, 13.2.2006 tarihli kararında bizzat kendisi tarafından kullanılmış bir gerekçe idi. O halde ortada giderilmesi gereken bir sorun olduğu ve Yargıtay’ın da esasen bunu çözmek istediğini, ancak bunu yaparken de yeni sorunlar yaratmak istemediğini söylemek yanlış olmayacaktır. Esasen sorunun çözümünün, yapılacak bir düzenleme[24] ile hamilin ikametgahı mahkemesinin de yetkili kabul edilmesiyle, kolaylıkla aşılıp yerel mahkemeler ve hatta Yargıtay’daki görüş, daha doğrusu karar farklılıkları ortadan kaldırılabilir.

IV- Sonuç

Sonuç olarak, yukarıda belirttiğimiz gerekçelerle, kambiyo senetlerinden çeke dayanarak yapılacak olan ihtiyati haciz taleplerinde aleyhine ihtiyati haciz kararı talep edilenin ikametgahı, keşide yeri, ödeme yeri ve yetki sözleşmesi ile yetkili kılınan yer mahkemeleri yetkilidir. Ayrıca, ihtiyati hacizde yetkinin kamu düzenine ilişkin olmaması sebebiyle, yetkisiz mahkemeden ihtiyati haciz talep edilmesi halinde, yetki itirazında bulunulmaması durumunda yetkisiz mahkeme de yetkili hale gelir.

Bundan başka, hamilin ikametgahı mahkemelerinin de yetkili olduğu, bu yönüyle Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13.02.2006 tarih 2006/412 Esas ve 2006/1370 Karar sayılı kararının daha isabetli olduğunu ifade etmemiz gerekir. Ancak sorunun çözümü açısından konunun yasal bir düzenlemeye kavuşturulması daha doğru olacaktır.

Doç.Dr.Seyithan Deliduman (·)

(· )Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Usul ve İcra İflas Hukuku Öğretim Üyesi

 

 

[1] Kuru,B/Arslan R/Yılmaz E., İcra ve İflas Hukuku, Ankara 2007, s. 435. Diğer bir tanım ise şu şekildedir; İhtiyati haciz, para alacaklarına ilişkin mevcut veya müstakbel takibin sonucunun güvence altına alınması için mahkeme kararı ile borçlunun malvarlığına el konulmasını sağlayan geçici bir hukuki korumadır (Pekcanıtez H/Atalay O/Sungurtekin-Özkan M/Özekes M., İcra ve İflas Hukuku, Ankara 2007, s. 362. Bu tanımın farkı, ihtiyati haczin, geçici bir hukuki koruma olduğuna vurgu yapmasıdır. İhtiyati haciz konusunda monografik eseri bulunan Özekes’in tanımı ise şu şekildedir; ‘İhtiyati haciz, para alacaklarına ilişkin mevcut veya müstakbel bir takibin sonucunun güvence altına alınması için, mahkeme kararı ile borçlunun malvarlığına el konulmasını sağlayan geçici bir hukuki korumadır (Özekes, M., İcra ve İflas Hukukunda İhtiyati Haciz, Ankara 1999, s. 12). Doktrindeki diğer bazı yazarların ihtiyati haciz tanımları için bkz. Özekes, s. 10-11

[2] Pekcanıtez/Atalay/ Sungurtekin-Özkan/Özekes, s. 362.

[3] Kuru/Arslan/Yılmaz, s. 435.

[4] İhtiyati haciz ile ihtiyati tedbir arasındaki farkları şu şekilde sıralamak mümkündür:- İhtiyati haciz rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş (hatta bazı hallerde vadesi gelmemiş) bir para borcunun alacaklısı tarafından istenebildiği halde, ihtiyati tedbir kural olarak paradan başka şeyler hakkındaki davalarda uygulanır.- İhtiyati tedbirde çekişmeli ve bun nedenle dava konusu olan şey hakkında önleyici nitelikte tedbir alınır; buna karşılık, ihtiyati hacizde, alacaklıya henüz kesin haciz isteme yetkisinin gelmediği bir dönemde, alacaklının para alacağının zamanında ödenmesi güvence altına alınır.- İhtiyati hacizde haczedilen mallar üzerinde bir çekişme yoktur ve bu nedenle bu mallar alacaklının açtığı veya yaptığı bir dava veya icra takibinin konusu değildir. Oysa ihtiyati tedbirde, üzerine ihtiyati tedbir konulan mallar, çekişmeli olup, davacının açmış olduğu veya ilerde açmayı düşündüğü bir davanın konusudur. Diğer farklar için bkz.: Kuru/Arslan/Yılmaz, s. 436.

[5] Üstündağ, S., İcra Hukukunun Esasları, İstanbul 2004 s. 406.

[6] Ancak İİK m. 50’de, alacağın bir sözleşmeden kaynaklanması durumunda, sözleşmenin yapıldığı yerde de dava açılabilmesi için HUMK m. 10’da aranan davalı veya vekilinin davanın açıldığı sırada o yerde bulunması şartı aranmamaktadır (İİK m. 50, c. 2????????????). Belirtmek gerekir ki, her ne kadar ihtiyati hacizde yetkili mahkeme için Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’ndaki yetkiye ilişkin hükümlere atıf yapılmış ise de, alacaklının elinde bir ilam mevcutsa İİK m. 34 hükmüne paralel olarak, Türkiye’nin her yerindeki mahkemelerden ihtiyati haciz istenebilmelidir (aynı görüşte: Özekes ve s. 185 dn. 49’da zikredilen yazarlar).

[7] Zira Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda 104. maddenin ikinci fıkrasının birinci cümlesinin amacı, asıl kararı veren mahkeme ile o konuda tedbire karar verecek olan mahkemenin aynı olmasını sağlayarak, çelişik kararların önüne geçmektir. Şüphesiz asıl yargılamayı yapan mahkeme işin esasını daha iyi inceleyip değerlendirebileceğinden, bu konuda daha sağlıklı bir karar vermesi mümkün olacaktır (Özekes, s. 185). Eriş’e göre, HUMK m. 104/2 ihtiyati haciz için uygulanmaz. Çünkü, HUMK’un 104/1 maddesinde aynen “Haczi ihtiyatiden maada talep olunan ihtiyati tedbirlerden …” söz edilmiştir. Yani, bu madde, sadece, ihtiyati tedbirler için uygulanır (Eriş, G., Çek Hukuku, Ankara 2004, s. 28).

[8] Deliduman S/Narbay Ş., Çeke Dayalı Haciz Yoluyla Takipte Yetkili İcra Daireleri, Hayri Domaniç’e 80. Yaş Günü Armağanı, C. I İstanbul 2001, s. 630.

[9] Kuru B., İcra ve İflas Hukuku, C. 2, İstanbul 1990, s. 1588; Düzgün M., İlamsız İcrada Yetki İtirazı ve Bunun Giderilmesi, Prof. Dr. Ali Bozer’e Armağan, Batider, Ankara 1998, s. 453; Deliduman/Narbay, s. 630-631.

[10] Muşul T., Kambiyo Senetlerine Dayanan Haciz Yolu İle Takip, Batider 1974/7, s. 617; Uyar T., İcra Hukukunda Kambiyo Senetleri, Manisa 1989, s. 520; Ergün M., Kambiyo Senetlerine Özgü Takip Yolları, Ankara 1989, s. 59; Deliduman/Narbay, s. 631.

[11] Örneğin, 12. HD. 18.1.1984, 10470/98 (Ergün, s. 59, dn. 45); 12. HD. 13.7.1994, 9505/9751 (Uyar T., Gerekçeli-Notlu-İçtihatlı İcra İflas Kanunu, C. IV İzmir 1997, s. 5149).

[12] Deliduman/Narbay, s. 632.

[13] Bugün için artık TTK m. 693/f.2 c. 3’ün uygulanabilme olanağı kalmamıştır. Çünkü, 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunmasına İlişkin Kanun’un 3. maddesinin 1. fıkrasına göre “Bankalar, çek karnelerinin her yaprağına, çekle işleyen hesabın bulunduğu şubelerinin adını ve keşidecinin hesap numarasını yazmaya mecburdurlar”. Benzer bir düzenleme Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın “Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında 3167 sayılı Kanuna İlişkin 1 sıra No’lu Tebliğin 2. maddesinin g bendinde de yer almaktadır. Buna göre, çeklerin her yaprağına, çekle işleyen hesabın bulunduğu banka şubesinin adı ve keşidecinin hesap numarası ile adının yazılmasına ve imzanın atılmasına imkan verecek ibareler konulur. Dolayısıyla artık bankalar tarafından basılması veya bastırılması zorunlu olan (3167 sayılı K. m. 3/f.2) çek karnelerinde bulunan her çek yaprağında muhatap bankanın çekle işleyen hesabın bulunduğu şubenin adının yazılı olması bir zorunluluktur ve gerek bankalarca gerekse finans kurumları tarafından bastırılan çek yapraklarında buna uyulmaktadır (Deliduman/Narbay, s. 734-635).

[14] Eriş’e göre, ihtiyati haciz için taraflar çağrılarak inceleme yapılmış ise, yetki kuralı re’sen incelenmez. Fakat mahkemece, borçlu çağrılmadan ihtiyati haciz istemi incelenmiş ise, bu takdirde, ihtiyati hacizde yetki kuralı, kesin yetki olmasa bile, re’sen incelenmelidir. Yazar’a göre, her ne kadar, kesin yetki dışında, yetki hususu re’sen incelenemez ise de, bu kural, taraf teşkil yapılan istek ve davalar içindir. Mahkemece, ihtiyati haciz için taraflar çağrılarak inceleme yapılmış ise, yetki kuralı re’sen incelenemez. Fakat, mahkemece, borçlu çağrılmadan ihtiyati haciz istemi incelenmiş ise, bu takdirde, ihtiyati hacizde yetki kuralı, kesin yetki olmasa bile incelenmelidir. (Eriş, s. 29). Kanımızca, bu görüşün kabulü için haklı yeterli gerekçe bulunmamaktadır.

[15] Aynı görüş için bkz.: Özekes, s. 187.

[16] Çekte vade sorununa ilişkin açıklamalar için bkz. Narbay Ş., Çekten Cayma ve Ödeme Yasağı, İstanbul 1999, s. 24 vd.

[17] Can M., Çek Hamilinin Muhatap Bankaya Karşı Hukuki Durumu, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Prof. Dr. İhsan Tarakçıoğlu’na Armağan, C. II, s. 1-2 1998 s. 65-66.

[18] Battal A., Karşılığı Bulunmasına Rağmen Çek Bedelini Ödemeyen Bankanın Hamile Karşı Hukuki Sorumluluğu, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.2, S. 1, 1998, s. 67 vd.

[19] Çekin paraya eşdeğer olduğu yönündeki değerlendirme için bkz.: Teoman, Ö., Çek-Senet Sorunları ve Çözüm Önerileri- Sorular ve Cevaplar-, Otuz Yıl Ticaret Hukuku-Tüm Makalelerim-, C. II, İstanbul 2001, s. 183.

[20] Çeke dayalı olarak yapılan icra takiplerinde, hamilin ikametgahı icra dairesinin de yetkili olması gerektiği yönündeki aynı gerekçeler için bkz. Deliduman/Narbay, s. 638-639.

[21] Deliduman/Narbay, s. 639

[22] 2006/412 Esas ve 2006/1370 Karar sayılı.

[23] 2007/4317 Esas ve 2007/6464 Karar sayılı.

[24] Bu düzenleme TTK yada HUMK’ta olabilir. Her ne kadar yetki esas itibariyle HUMK’ta düzenlenmiştir, dolayısıyla düzenlemenin de burada yapılması gerekir denebilirse de, yapılacak düzenlemenin sadece çeke ilişkin olması sebebiyle bu TTK’da da olabilir.

on 06 Mayıs 2012
Gösterim: 9703

Yorumlar  

#1 Guest 29-06-2013 23:28
KARŞILIKLI ÇEKLE İLGİLİ YASA ÇIKTIMI ???

Yorum Yapabilmek için Siteye Kayıt olmanız gereklidir.

Siteye Kayıt için Tıklayınız.