MÜTESELSİL SORUMLULUK

MÜTESELSİL    SORUMLULUK

                                                                                                                                                                               & Hüseyin Tuztaş &

GENEL OLARAK

Müteselsil sorumluluk, (zincirleme sorumluluk, birlikte sorumluluk) sorumluluk hukukunda farklı bir yeri bulunmaktadır.  Müteselsil sorumluluk, aynı zararın oluşmasında rolü olan ancak zararın hangi kısmından sorumlu olduğu tespit edilemeyen birden fazla kimsenin, niteliği itibariyle bölünmeye elverişli başka bir deyişle çoğunlukla para ediminden oluşan tazminat ediminin tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, alacaklı zarar görenin de dilediği sorumludan edimin tamamını veya bir kısmını talep yetkisine sahip olduğu, sorumlulardan biri ödeme yaptığı oranda diğerlerinin de sorumluluktan kurtulduğu bir birlikte sorumluluk türüdür.

Sorumlulukta müteselsillik ilkesi  818 sayılı Borçlar Kanunu’nda  yer aldığı gibi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda da yer verilmiştir. Müteselsil sorumluluğu, bir zarardan birden fazla kişinin zararın tamamından sorumlu olmalarıdır şeklinde tanımlayabiliriz. Müteselsil sorumluluk gerek zarardan sorumlu olanların zarar görene karşı sorumluluğunda gerekse zarardan sorumluların birbirlerine rücu ilişkisinde bazı ilkeler getirmiştir. İşte bu ilkeleri bir bütün olarak müteselsil sorumluluk ilkesi olarak kavramlaştırılmıştır. Bu ilkelerin birinin göz ardı edilmesi halinde müteselsil sorumluluk ilkesinden bahsetmek mümkün değildir. 

 

MÜTESELSİL SORUMLULUĞU DOĞURAN SEBEPLER

Müteselsil sorumluluğun doğuş sebepleri TBK 61. Maddesinde Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.”   İfadesi ile ortaya konmuştur. Buna göre birden çok kişinin aynı zarardan aynı sebeple yada çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu olabileceği vurgulanmıştır.  Bu durum iki veya daha çok kişinin şahsında sorumluluğun ya da bir tazminat yükümlülüğün şartlarının gerçekleşmesi halinde söz konusu olur. İşte bu tür durumlarda sorumlular hakkında müteselsil sorumluluk hükümleri uygulanacaktır.

Belirttiğimiz gibi müteselsil sorumluluk aynı sebepten doğabileceği gibi değişik sebeplerden de doğabilir. Şimdi bu sebepleri yakından inceleyelim.

1-   Aynı sebepten doğan müteselsil sorumluluk

Birden çok kişinin aynı zarara birlikte sebep olması durumunda  doğan bu zarar aynı sebebe dayanan zarardır. Müteselsil  sorumluluğu doğuran “aynı sebep” veya “birlikte sebep” kusur  olabileceği gibi sözleşme veya kanundan olabilir.

a) Kusur sorumluluğuna dayanan tazminat yükümlülüğü

Birden çok kişinin ortak kusur yada bağımsız kusurlarından dolayı sorumlu olması durumunda kusur sebebine dayalı müteselsil sorumluluk bahsedebiliriz.

aa) Birden çok kişi aralarında önceden veya en geç olay sırasında anlaşarak bilerek isteyerek ya da en azından birbirlerini davranışından haberdar olarak kusurları ile  haksız bir fiille zarara sebep oldukları takdirde, ortak kusur söz konusu olur. Ortak  kusur  şartının varlığı, birden çok zarar verenlerde birlikte davranma iradesini bulunmasına bağlıdır. Bu kasta veya ihmale dayanabilir. Birden çok kişinin ortak kusur sorumluluğunun doğması için üç şartın bir arada bulunması gerekir. Bunlar;

1) zarara birlikte sebep olma,

2) ortak kusur,

3)  tek zarar şartlarıdır.

bb) Birden çok kişinin bağımsız kusur sorumluluğuna dayanan tazminat yükümlülüğüne gelince, burada zarar verenlerin her biri kusurlu davranışıyla sebep olmakla birlikte aralarında bilinçli bir işbirliği ve birbirlerinin davranışlarından haberleri yoktur. Bunun en güzel örneği trafik kazasından doğan kusur sorumluluğudur. Örneğin otomobilin sürücüsünün araçlarını dikkatsiz ve tedbirsiz bir şekilde sürerken çarpışmaları ve bu arada bir yaya zarar vermeleri halinde, her iki araç sürücüsü de kusurlu olmakla birlikte birbirinden haberdar olmadıkları için kusurları birbirinden bağımsızdır.

b)Kusursuz sorumluluğa dayanan tazminat yükümlülüğü

Birden çok zarar veren, aynı veya değişik türden kusursuz sorumluluk haline göre tazminat yükümlüsü olabilir. Aracı işletenin sorumluğu, adam çalıştıranın sorumluluğu, bina malikinin sorumluluğu gibi.

c)Sözleşme sorumluluğuna dayanan tazminat yükümlülüğü

Taraflar arasında yapılan bir sözleşme ile tarafların müteselsil sorumlu olacaklarını kararlaştırmışlarsa bu sözleşmeye aykırılıkta sözleşmeden dolayı müteselsil sorumluluk doğabileceği gibi kanundan kaynaklanan nedenlerle yapılan sözleşmelerde müteselsil sorumluluk sözleşmeden doğabilir. Sigorta şirketlerinin trafik kazasından kaynaklanan sorumluluğu buna en güzel örnek teşkil eder. Birden fazla aracın karıştığı trafik kazasında zarara sebebiyet veren araçların zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesinden dolayı poliçe limitleri ile sorumlu olmaları gibi.

2-   Çeşitli sebeplerden doğan müteselsil sorumluluk

Birden çok kişinin aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumluluğu söz konusu olabilir. Aynı zararı  doğuran çeşitli sebepler kusur sorumluluğu (haksız fiil), sözleşme veya kusursuz sorumluluk (kanun) olabilir. Bu  suretle birden çok zarar verenden biri aynı zararı haksız fiil diğeri sözleşme bir başkası da özen veya tehlike sorumluluğuna göre tazmin zorundadır. Örneğin  bir işletmenin şoförü tarafından kullanılan motorlu araç yolculardan birine zarar vermişse aracın işleteni Karayolları Trafik Kanunu 85. Maddesine gereğince tehlike sorumluluğuna (kusursuz sorumluluk) göre, aracı kullanan şoför Türk Borçlar Kanunu 49. maddesi uyarınca kusur sorumluluğuna (haksız fiile), zorunlu mali sorumluluk sigortacısı ise sözleşmeye  (poliçe) ilişkisine göre gerçekleşen zararı tazmin  etmek zorundadır.

 

MÜTESELSİL SORUMLULUĞUN İLKELERİ

Müteselsil sorumluluk TBK 61. Maddesinde dış ilişki, 62. Maddesinde ise iç ilişki şeklinde iki ilişki şeklinde düzenlenmiştir. Zarar verenler ile zarar görenler arasında ki ilişkiye dış ilişki, zarar verenlerin ve zarardan sorumlu olanların kendi aralarında ki ilişkiye ise iç ilişki yada rücu ilişkisi diyoruz. 

Birden çok kişinin zararı tazmin yükümlülüğü doğması durumunda, zarar verenlerle zarar gören arasında ki ilişki önem kazanmaktadır. Zarar verenlerle zarar gören arasındaki ilişkiye TBK 61. Maddesinin başlığında belirtildiği üzere “dış ilişki” olarak adlandırıyoruz. Dış ilişki zarar görenin uğramış olduğu zararın tazminini zarar verenlerden hangi esaslara göre talep edeceği sorunu ile ilgilidir.

Zarardan sorumlu olanların kendi arasındaki ilişkiye ise TBK gösterildiği gibi iç ilişki adı verilir. İç ilişkide zararın tazminin den sonra zarar verenlerin birbirleriyle olan ilişkileri özellikle rücu ilişkisi, yani hangi zarar verenin zararın hangi kısmını kesin olarak üstleneceği, zararın zarar verenler arasında nasıl paylaşılacağı söz konusu olur.

Müteselsil sorumlulukta gerek dış ilişki de gerekse iç ilişki de farklı ilkeler benimsenmiştir. Bu ilkeler kanunda benimsenmiş olup bu ilkelerin göz ardı edilmesi durumunda müteselsil sorumluluktan bahsetmek mümkün olmayacaktır.   

 

 A- Müteselsil sorumlulukta dış ilişki

Zarardan aynı yada çeşitli sebepler ile sorumlu olanların zarar görene karşı sorumluluğunun esaslarının tamamını dış ilişki olarak adlandırıyoruz. Yukarıda da belirttiğimiz gibi müteselsil sorumluluk zarar görene karşı zarardan sorumlu olanların sorumluluğunun kapsamı ve niteliği yönünden kendine has ilkeler getirmiştir. Normal şartlarda bir zarar birden fazla kişinin fiili ve sorumluluğu ile doğuyorsa o kişilerin sorumluluğu kendi fiillerine bir başka anlatımla kusurlarına isabet eden zarar miktarından sorumlu olmalarıdır. Ancak haksız fiilden zarar görenin zararını en kısa, en kolay yoldan tazminini sağlamak amacı ile müteselsillik ile kendine has sorumluluk ilkeleri benimsenmiştir.

Türk Borçlar kanunun müteselsil borçluluk ve dış ilişki de borçluların sorumluluğu başlıklı 163/1. Maddesi  “Alacaklı, borcun tamamının veya bir kısmının ifasını, dilerse borçluların hepsinden, dilerse yalnız birinden isteyebilir.” demekle zarar görenlerin zarar verenlerden zararı nasıl ve ne miktarda talep edebileceği hak ve yetkilerini göstermiştir. Maddenin Mefhumu muhalifinden ise zarar verenlerin zarar görenlere karşı sorumluluğunun esaslarını göstermiştir. Buna göre zarar gören tazminatın tamamını dilediği takdirde zarar verenlerin tamamından talep edebileceği gibi zarar verenlerin bir kısmından veya sadece birinden de talep edebilir. Burada yasa koyucu zarar görene, tazminatın tamamının zarar verenlerden yalnız birine karşı ileri sürebilmesi imkanı sağlamıştır. Böylece zarar gören tazminat davasını en sağlam ispat araçlarına sahip olduğu zarar verene karşı açabileceği gibi böyle bir davayı tazminatı ödeme gücü en fazla olan zarar verene karşı da açabilir. Bu  sayede zarar gören zarar verenlerden her birini ayrı ayrı dava edip sayısız zahmetlere katlanacağı yerde tamamı aleyhine açacağı bir tek dava ile de kolayca sonuca ulaşabilir. Bunun yanında birlikte sorumluluk gereği zarar verenlerden biri tazminatın tamamını ödediği  takdirde borç ortadan kalkar dolayısıyla zarar gören öyle bir halde artık diğer zarar verenlerden tazminat talep edemez.

TBK 163/2 maddesin de “Borçluların sorumluluğu, borcun tamamı ödeninceye kadar devam eder.” Düzenlemesi karşısında zarar verenlerin zarar görenlere karşı sorumluluğunun kapsam ve sınırının tazminat borcunun tamamı ödenince kadar devam edeceğini kolaylıkla söyleyebiliriz.  Bu nedenle kusursuz zarar görenin zarardan sorumlu olanların birinden zararın tamamını talep etmesi, yada zarar görenin kendi kusuru dışında ki kusura isabet eden zararın tamamını talep etmesi durumunda davalı zarar veren, tazminatın diğer zarar verenlerden talep edilmesi gerektiğini yada kendi kusuru kadar sorumlu olması gerektiğini ileri süremez. Böyle bir savunma müteselsil sorumluluğun niteliği ile bağdaşmaz. Zira dava edilen zarar veren de dahil zarar verenlerin tümü tazminatın tamamından sorumludur. Buna karşılık zarar verenlerden birinin borcunu ifa ve takas yoluyla sona erdirdiği oranda diğer zarar verenler bundan yararlanır ve bu oranda borçtan kurtulur. 

Alacaklı TBK 163. Maddesine dayalı olarak zararının tamamını müteselsil sorumluların birinden yada bir kaçından talep etmesi durumunda müteselsil sorumlular diğer sorumlulardan talepte bulunulması gerektiği yada, zarardan kusurları oranında sorumlu olmaları gerektiği savunmasında bulunamaz demiştik. TBK 164. Maddesi müteselsil sorumluların zarar gören alacaklının talebine karşı  hangi hallerde itiraz edebileceğini açıkça düzenlemiştir. “Müteselsil borçlulardan biri, alacaklıya karşı, ancak onunla kendi arasındaki kişisel ilişkilerden veya müteselsil borcun sebep ya da konusundan doğan def’i ve itirazları ileri sürebilir.”  İfadesi ile müteselsil sorumlu ancak zarar gören ile kişisel ilişkilerinden doğan itirazlarını veya müteselsil borcu doğuran sebep veya konusundan doğan itirazları ileri sürebilir. Örneğin zarar gören ile müteselsil sorumlulardan biri doğacak zarardan sorumlu olmayacağı konusunda bir sözleşme yapması durumunda anlaşmanın tarafı olan müteselsil sorumlu bu kişisel itirazını zarar gören alacaklıya karşı ileri sürebilir. Ayrıca,  bir trafik kazasında müteselsil sorumlu olduğu iddia edilen kişi, kendisinin zarar veren fiile ne sürücü ne işleten olarak katılmadığı, yani husumet itirazında bulunabilir. Veya kusurun zarar görende yada diğer müteselsil sorumlularda olduğu kendisinin kusursuz olduğu itirazında bulunabilir. Veyahut istenilen tazminata konu zararın oluşmadığı itirazında bulunabilir. Bunun dışında trafik kazasına sorumluluğu ve kusuru tespit edilmiş müteselsil sorumlu kendisinin kusurunun daha az diğerlerinin daha fazla olduğu iddiası ile zararın tamamından sorumlu olmadığı savunmasında bulunamaz. Çünkü bu müteselsil sorumluluğun ilkeleri ile bağdaşmaz.  

Dış ilişki yani zarar verenlerin zarar görene karşı müteselsil sorumluluk ilkelerini şu şekilde ortaya koyabiliriz:

  1. Zarar gören alacaklı, zararının tamamını sorumluların hepsinden yada bir kısmından veyahut sadece birinden talep etme seçimlik hakkı bulunmaktadır. (TBK 163/1)
  2. Müteselsil sorumluların sorumlulukları zarar görenin zararının tamamı karşılanıncaya kadar devam eder. (TBK 163/2) Zarar gören alacaklı zararının bir kısmını müteselsil sorumlulardan birinden tazmin etmiş ise bakiye zararının tamamını yine tüm sorumlulardan talep edebilir.
  3. Zarar gören alacaklının sorumlulardan birinden yada bir kaçından zararın tamamını talep etmesi karşısında sorumlular diğer sorumlulara başvurulması gerektiği yada kusuru oranında sorumlu olması gerektiği savunmasında bulunamaz.   (TBK 164)
  4. Müteselsil borçlulardan birisi borcun tamamını öderse diğerler sorumlularda alacaklıya karşı borçtan kurtulur. Artık zarar gören diğer sorumlulardan talepte bulunamaz.
  5. Sorumlulardan birinin kısmi ödemesi diğer borçluları da ödeme miktarı kadar borçtan kurtarır. Ancak bazı durumlarda zarar gören alacaklının müteselsil sorumlulardan biri ile yaptığı anlaşma, ibra ve feragat diğer bazı sorumluların sorumluluklarını tamamen yada kısmen ortadan kaldırabilir. Bu konuyu ayrı bir başlıkta aşağıda daha geniş bir şekilde inceleyeceğiz.

   

B- Müteselsil sorumlulukta İç İlişki (Rücu İlişkisi)

Müteselsil sorumlulardan biri zarar gören alacaklıyı tamamen tatmin etmiş veya kısmen tatmin etmiş ve kendi payından fazla ödemede bulunmuş ise kendi payından fazla ödemede bulunduğu oranda, malvarlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik diğer müteselsil borçlulara karşı ileri sürebileceği tazminat talebi hakkına iç ilişki yada rücu ilişkisi diyoruz.

İç ilişkinin başlaması için her zaman dış ilişkinin tamamen sona ermiş olması başka deyişle zarar görenin tamamen tatmin edilmiş olması gerekmez. Bazen iç ilişki ve dış ilişki eş zamanlı olarak devam edebilir. Zarar görenin zarar verenlerden biri tarafından kısmen tatmin edilmiş olması halinde, zarar verenin kısmi ifası eğer iç ilişkideki payından fazla ise bu fazlalık oranında diğer zarar verenlere rücu edebilir. Kendisine rücu edilebilecek zarar verenler arasındaki iç ilişki müteselsil sorumluluk değil, kısmi bir sorumluluktur

Zarardan müteselsil sorumlu olanların kendi aralarında ki rücu ilişkisini düzenleyen iç ilişki, zarar ve tazminatın müteselsil sorumlular arasında kesin ve nihai olarak paylaştırması ile ilgilidir. Rücu ilişkisi TBK 62. Maddesinde “Tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur. Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olur.” İfadesi ile müteselsil sorumlulardan her biri tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödediği taktirde diğer müteselsil sorumluya ve sorumlulara hangi esaslar içinde rücu edeceğini düzenlemektedir. Bir kez daha belirtelim ki rücu da teselsül değil pay (kusur)  esası geçerlidir. TBK 62. Maddesinde sorumluluk hukuku yönünden rücu ilişkisini, TBK 167 sözleşmeye dayalı rücu ilişkisini ve KTK 88/2 ise araç işletenlerin sorumluluk ilişkilerini düzenlemiştir. 

a) Müteselsil sorumlulardan biri kendi davranışıyla diğer müteselsil sorumluların  durumunu ağırlaştıramaz

TBK. 165. Maddesinde Kanun veya sözleşme ile aksi belirlenmedikçe, borçlulardan biri kendi davranışıyla diğer borçluların durumunu ağırlaştıramaz.” İfadesi ile kanun veya sözleşme ile aksi belirlenmemiş ise, müteselsil borçlulardan biri kendi davranışı ile diğerlerinin durumunu ağırlaştıramaz.   Örneğin kendisine ödeme için başvurulan zarar verenin davayı takip etmemesi ya da başkaca bir davranışı ile davanın kaybedilmesine sebebiyet vermesi halinde, dava kendilerine ihbar edilmemiş olması kaydıyla, diğer sorumlular kendilerine rücu edildiğinde bu durumu ileri sürerek iç ilişkide sorumluluktan kısmen ya da tamamen kurtulabilirler. Örnek  olarak borcun varlığının borçlulardan biri tarafından ikrar edilmiş olması veya borçlulardan birinin zamanaşımı süresi dolmuş olmasına rağmen defi hakkından feragat etmiş olması hallerin de diğer borçluları etkilemeyecektir.

”Yargıtay 13. Hukuk Dairesi bir kararında, müteselsil borçluların borçları birbirinden bağımsız olduğu için, borçlulardan her birinin fiili yalnız kendisi hakkında hüküm ve sonuç doğurur. BK. 144. Maddesi hükmü gereğince de, bir borçlu diğer borçluların durumlarını ağırlaştıramaz. Bunun, sonucu olarak, bir örnek vermek gerekirse, bir borçlu zamanaşımı def’ini ileri sürmez ise, bu yalnız kendisi için sonuç doğurur ve sonuçlarına da katlanır. Bu durumda bu şekilde davranan borçlunun kusuru gerektiğinde iç ilişkide ve rücu sırasında tartışılacaktır. (Yargıtay 13. HD. 29.01.2004,E.2003/9591, K. 2004/848)

 b)Borçlulardan birinden tahsil edilemeyen tazminat miktarını diğer borçlular payları oranında üstlenmekle yükümlüdür

TBK. m. 167/3 de “borçlulardan birinden alınamayan miktarı, diğer borçlular eşit olarak üstlenmekle yükümlüdür” denilerek iç ilişkide ödeme gücünde yoksun bir borçlu olması durumunda, hissesine düşen miktarın diğer borçlulardan eşit olarak alınacağı düzenlenmişse de müteselsil sorumlulukta eşit olarak değil ancak hisseleri oranında üstlenecekleri kabul edilmektedir. Elbette zarar görene ödemede bulunan ve rücu hakkını kullanan zarar veren de kendi payı oranında buna katlanacaktır. Yani tahsil edilemeyen payı, ödeme gücünden yoksun olan zarar veren dışında diğer zarar verenler hisseleri oranında üstleneceklerdir. Bunu somut bir örnekle anlatacak olursak; Sahipsiz bir hayvanın ani bir şekilde iki aracın önüne çıkması durumunda araçta bulunanlardan birinin yaralanması yada ölmesi durumunda başıboş hayvana da kusur yüklendiği durumlarda ortaya çıkan zararı sorumlulardan biri karşılamış ise başıboş hayvana rücu edemeyeceği için, buna isabet eden tazminat yönünden kendi payına düşen kısım dışındaki fazla ödemesini diğer sorumlulardan talep edebilecektir.

c) Rücu   zamanaşı

TBK 73. Maddesi “Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.Tazminatın ödenmesi kendisinden istenilen kişi, durumu birlikte sorumlu olduğu kişilere bildirmek zorundadır. Aksi takdirde zamanaşımı, bu bildirimin dürüstlük kurallarına göre yapılabileceği tarihte işlemeye başlar.” İfadesi ile rücu zamanaşımının başlaması için tazminatın ödenmesi yanında rücu edilecek sorumlunun da öğrenilmiş olması gerekir. Her sorumlunun varlığı ve kimliğinin öğrenilmesi farklı tarihlerde gerçekleşebileceğinden her birine karşı zamanaşımı farklı tarihlerde başlayabilir. Maddede tazminatın tamamının ödenmesinden bahsedilse de bunu, zarar verenin kendi payını aşan ödemede bulunması olarak anlamak gerekmektedir.

TBK’nun 73/2 maddesin de düzenlenen ihbar külfetinin yerine getirilmemesi halinde zamanaşımının bu bildirimin dürüstlük kurallarına göre yapılabileceği tarihte işlemeye başlayacaktır.

TBK. 73. maddede düzenlenen zamanaşımı süresi yalın rücu istemine ilişkin olup, zarar görene ödemede bulunan zarardan sorumlu olan halefiyet yolu ile diğer zarar verenlere başvurduğunda ise ödemeden itibaren yeni bir zamanaşımı başlamayacak, zarar görenin alacağının tabi olduğu zamanaşımı süresi işlemeye devam edecektir. Örneğin zorunlu sigorta şirketi zarar gören üçüncü kişinin zararını kendi sigortalısının kusurunu aşan miktarda karşılamış ise artan miktar için diğer zarar sorumlularına başvurduğunda halefiyete dayalı rücu talebi olması karşısında sigortalısının tabi olduğu zamanaşımına tabi olacaktır.

İç ilişkide ki ilkeleri şu şekilde belirlemek mümkündür.

  1. İç ilişkide sorumluluk müteselsil değil kısmidir. Herkes kendi kusuru oranında sorumludur.
  2. Sorumluların kendi aralarında sorumluluğun dağılımında kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur.
  3. Sorumlular özel durumlar ve özellikle işletme tehlikeleri başka türlü paylaştırmayı haklı göstermedikçe, kazaya katılan araçların işletenleri ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahipleri kendilerine düşen kusur oranında sorumludur.
  4. Müteselsil sorumlular zarar görene ödemesi gereken miktardan daha fazlasını ödemiş ise zarar görene o oranda halef olur ve diğer sorumlulardan fazla ödemesini  talep edebilir.
  5. Ödemede bulunan zarar veren ödemeyi diğer zarar verenlere bildirmek zorundadır.
  6. Müteselsil sorumlulardan biri kendi davranışıyla diğerlerinin durumunu ağırlaştıramaz.
  7. Borçlulardan birinden tahsil edilemeyen miktarı, diğer borçlular payları oranında üstlenmekle yükümlüdür.
  8. Rücu istemi tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve herhalde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.

 

ALACAKLININ BORÇLULARDAN BİRİ İLE ANLAŞMASININ (İBRA – FERAGAT) DİĞER BORÇLULARA ETKİSİ

Müteselsil borçlulardan birinin zarar görene ödeme yapması durumunda diğer borçluların zarar gören karşısında ki durumu TBK 166. Maddesinde “Borçlulardan biri, ifa veya takasla borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmişse, bu oranda diğer borçluları da borçtan kurtarmış olur. Borçlulardan biri, alacaklıya ifada bulunmaksızın borçtan kurtulmuşsa, diğer borçlular bundan, ancak durumun veya borcun niteliğinin elverdiği ölçüde yararlanabilirler. Alacaklının borçlulardan biriyle yaptığı ibra sözleşmesi, diğer borçluları da ibra edilen borçlunun iç ilişkideki borca katılma payı oranında borçtan kurtarır.”  Şeklinde düzenlenmiştir.

TBK 168. Maddesin de “Diğerlerine rücu hakkına sahip olan borçlulardan her biri, ifa ettiği miktar oranında alacaklının haklarına halef olur. Alacaklı diğerlerinin zararına olarak borçlulardan birinin durumunu iyileştirirse, bunun sonuçlarına katlanır.” Şeklinde düzenlemesi ile müteselsil borçlulardan her biri borcu ödediği miktarda alacaklının haklarına halef olur ve bu oranda diğer müteselsil borçlulara kusurları oranda  rücu edebilir. Ancak alacaklı müteselsil borçlulardan biri ile yaptığı sözleşme ile diğer borçluların durumunu ağırlaştırırsa, yani diğer borçluların zararına anlaşma yaparsa alacaklı bunun sonuçlarına katlanmak durumundadır. Bir başka anlatımla alacaklı, bir boçlunun anlaşma yapılan borçluya rücu etme imkanını kısmen veya tamamen ortadan kaldıracak şekilde bir anlaşma yaparsa bunun sonuçların da katlanmak durumundadır.   

Yukarıda ki açıklamalar ışığında şu tespitleri yapmamız mümkündür:

  1. Müteselsil borçlulardan biri borcu ödediği miktarda diğer müteselsil borçluları ödeme miktarı kadar borçtan kurtarır.
  2. Alacaklı borçlulardan birinin anlaşma yapılan borçluya rücu hakkını ortadan kaldıracak şekilde anlaşma yapamaz. Böyle bir anlaşma  yapmış ise bunun sonuçlarına katlanır. Anlaşma borçluların birbirlerine rücu hakkına göre sonuç doğurur. Bir başka anlatımla alacaklı borçlulardan biri ile yaptığı anlaşma nedeniyle diğer borçlu, anlaşma yapılan borçluya rücu edemeyecek ise alacaklı rücu edemeyen borçludan da anlaşma kapsamında talepte bulunamaz. Örneğin borçlulardan birinden alacağından feragat etmesi durumunda diğer borçlu o borçluya rücu imkanı kalmamış ise rücu imkanı kalmayan borçluda borçtan kurtulmuş olur.

Bu hassas konuyu  tüm kapsamı ile ortaya koyabilmek için alacaklının hangi zarar sorumlusu ile yaptığı anlaşmanın nasıl bir sonuç doğuracağı hususunu ayrı başlıklarda incelemekte fayda bulunmaktadır.

 a) Zarar görenin sigortacı ile anlaşması ( işletenin sigortacıya rücu hakkı)

Riski sigorta ettiren işleten, poliçe limiti ile sınırlı olmak kaydı ile zorunlu sigortacıya rücu hakkı bulunmaktadır. Bir başka anlatımla trafik kazası neticesi zarar gören kişilerin zarar veren aracın işletenine zararlarının tazmini için başvurması ve işletenin zarar görene bir ödemede bulunması durumunda işleten yaptığı ödemenin poliçede belirtilen limit kapsamında kendisine ödenmesini zorunlu sigortacıdan isteyebilecektir. Biz buna sigortalının sigortacısına rücu hakkı demekteyiz. Bu rücu hakkı sözleşmeden (poliçeden) kaynaklanmaktadır. Sigortacı poliçe ilişkisi nedeniyle işletenin sigortalanan aracın karayolunda işletilmesi neticesi üçüncü kişilerin zarar görmesi durumunda bu riski poliçe limiti dahilinde ödemeyi taahhüt etmektedir.

Zarar gören sigortacının bir ödemesi nedeniyle sigortacıyı tamamen ibra etmesi yada sigortacıdan feragat etmesi durumunda,  bu anlaşma sigortalı işletenin sigortacısına rücu hakkını ortadan kaldırması nedeniyle zarar gören alacaklı bunun sonuçlarına katlanacaktır. Bunun sonuçları nedir? Bunun sonuçları sigortalı işleten zarar görenin sigortacı ile feragat anlaşması yada ibralaşması nedeniyle artık sigortacıya rücu edemeyecektir. Bu rücu hakkını ortadan kaldırdığı oranda zarar gören alacaklı sigortalı işletenden talepte bulunamayacaktır. Bunu somut bir örnekle anlatacak olursak; Bir trafik kazası neticesi sürekli maluliyeti olan kişinin talep edebileceği bedensel zararı 350.000 TL tespit edilmiş ve sigorta poliçe limiti 300.000 TL. olmasına rağmen sigortacının 200.000 TL ödemesi karşılığında sigortacı ile ibralaşmış yada sigortacı aleyhine açılan davadan feragat edilmiş ise, sigortalı işletenin sigortacıya rücu hakkını ortadan kaldıracağı için işletenin zarar görene sorumluluğu poliçe limiti olan 300.000 TL kadar ortadan kalkacaktır. Sigortacının her hangi bir ödemesi olmadan dahi alacaklı sigortacıyı ibra eder yada alacaklarından feragat ederse poliçe limiti kadar işleten de alaklıya karşı borçtan kurtulur. Ancak poliçe limitini aşan bir zarar varsa bu kısım yönünden her zaman zarar gören işletene karşı talepte bulunabileceğini unutmamak gerekir. Somut örneğimizde bakiye zarar 50.000 TL için her zaman zarar gören  işletene başvurabilecektir.

Zarar görenin sigortacının bir kısım ödemesi nedeniyle kısmi ibra, makbuz vermesi durumunda sürücü ve işleten sadece ödeme miktarı kadar zarar görene karşı sorumluluktan kurtulacaktır.

Zarar gören alacaklının sigortacı ile anlaşmasının sürücüye etkisi ne olacaktır? Sürücünün sigortacıya başvurma bir başka anlatımla rücu etme imkanı bulunmamaktadır. Sürücü ancak sigortacının ödemesi kadar sorumluluktan kurtulacak, ödemenin üstündeki tüm zarardan haksız fiil sorumlusu olarak sorumlu olacaktır. Bu nedenle alacaklının sigortacı ile ibralaşması yada alacağından feragat etmesi durumunda sürücü ancak ibra ve feragat edilen miktar kadar borçtan kurtulacak olup, alacaklı her zaman haksız fiil sorumlusu olarak sürücüye sigortacıdan tahsil etmediği kısım için talepte bulunabilecektir. (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi E: 2005/8892 K: 2006/8740 T: 19.7.2006)

 b) Zarar görenin sürücü ile anlaşması (işletenin sürücüye rücu hakkı)

Sürücü, haksız fiil sorumlusu olarak kusurundan doğan zarardan TBK 49 ve devamı maddeleri gereği sorumludur. Bu sorumluluğu borcun tamamı ödeninceye kadar devam eder. İşletenin kusurlu davranışı neticesi üçüncü kişilere zarar veren ve kendisini de doğan zarardan müteselsil sorumlu bırakan sürücüye karşı sürücünün kusuru oranında rücu hakkı bulunmaktadır. İşte bu rücu hakkını ortadan kaldıran alacaklı sürücü anlaşması  işleteni de bu borçtan kurtarır. Bir başka anlatımla işletenin sürücüye rücu hakkını ortadan kaldırır şekilde sürücüyü ibra eden yada sürücüden feragat eden alacaklı işletene de başvuramayacaktır. Bunu bir örnekle somutlaştıracak olursak; İçerisinde yolcu olarak bulunduğu aracın sürücüsünün kusuru nedeniyle zarar gören kişi sürücü ile ibralaşmış yada sürücüden alacaklarından feragat etmiş ise zararının tamamı karşılanmamış olsa dahi o aracın işletenine artık o alacak için başvuramayacaktır. Yani sürücüden zararının ne kadarını tahsil etmiş olması önem taşımamaktadır. Aldığı kısmi ödeme neticesi sürücüyü tamamen ibra etmiş veya açılan davada feragat etmiş ise artık işletene başvuramayacaktır.  Ancak sürücünün kısmi bir ödemesi karşılığı alacaklının makbuz vermesi, kısmi ibra etmesi durumunda ise işletenin sorumluluğu tamamen ortadan kalkmaz. Sadece ödeme miktarı kadar borçtan kurtulur. Ödemenin üstünde bir zarar varsa her zaman sürücü ve işleten ile poliçe limiti dahilinde sigortacıya karşı zarar gören talepte bulunabilir.

Kısaca izah etmek gerekirse zarar görenin sürücü ile yaptığı anlaşma sonucu tekrar sürücüye karşı başvurabiliyorsa işletene de başvurabilir. Ancak anlaşmanın mahiyeti gereği sürücüye karşı talepte bulunma hakkını tamamen ortadan kaldırmış ise işletene de artık talepte bulunamaz.

Zarar görenin sürücü ile tamamen ibralaşması yada feragati nasıl işleteni borçtan kurtarıyorsa sigortacıyı da sorumluluktan kurtarır. Çünkü asıl olan haksız fiilde haksız fiili ortaya çıkaran kişinin yani sürücünün sorumluluğudur. Zarar gören bu kişi ile tamamen ibralaşması demek zararının tamamen karşılandığı anlamını taşır ki artık ne işletene ne de sigortacıya başvuramaz. Ancak yukarıda bahsettiğimiz gibi kısmi ödemeler varsa ödeme miktarı üstünde ki zarar için sigortacıya poliçe limiti dahilinde başvurulabilecektir.

 c) Zarar görenin işleten ile anlaşması

Zarar görenin işletenden zararının tamamen karşılanması nedeniyle vereceği ibraname ve feragat sürücüyü ve sigortacıyı zarar görene karşı sorumluluktan kurtaracaktır. Ancak zarar gören işletenden zararının bir kısmını tahsil etmiş olması nedeniyle vereceği feragat ve tamamen ibra sürücünün işletene rücu hakkı olmadığı ve böyle bir rücu hakkını ortadan kaldıran bir anlaşma olmaması  nedeniyle, yine sigortacının da işletene rücü hakkı olmaması ve yapılan anlaşma sigortacının durumunu ağırlaştırmadığından  sürücü ve sigortacı zarar görene işleten tarafından yapılan ödeme miktarı kadar zarar görene karşı sorumluluktan kurtulacaklardır. Ödeme üstünde ki zararın tamamından sürücü ve sigortacı ise poliçe limiti kadar sorumluluğu devam edecektir. 

“Dava, trafik kazasından kaynaklanan yaralanma ve araç hasarı nedeniyle açılan tazminat davasında unutulan faizin tahsili istemine ilişkindir. Dava, kazaya karışan aracın işleteni ile olaya tam kusuru ile sebebiyet veren sürücüye karşı açılmıştır. Davacı vekili yargılama aşamasında olaya tam kusuru ile sebebiyet veren davalı sürücü hakkındaki davadan feragat etmiştir. Mahkemece yargılamaya devam olunarak araç işleteni diğer davalı hakkındaki istemin kabulüne karar verilmiştir. Borçlar Yasasının 147/2. maddesi gereğince alacaklı, diğerlerinin zararına olarak müteselsil borçlulardan birinin vaziyetini iyileştirdiği takdirde bu fiilin sonuçlarına şahsen katlanır. Davacı, müteselsil sorumlulardan sürücü hakkındaki davadan feragat ederek diğer sorumlu şirketin hakkındaki davadan feragat edilen sürücüye kusuru oranında rücu hakkını ortadan kaldırmıştır. Müteselsil sorumlulardan biri hakkındaki davadan feragat edilmesi diğer müteselsil sorumlu yönünden de teselsülden feragat niteliğini taşır ve böylece müteselsil sorumlu olan diğer davalı da sorumluluktan kurtulmuş olur. O halde müteselsil sorumlu şirket hakkındaki davanın da reddedilmesi gerektiğinin gözetilmemiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.” (Yargıtay 4.HD.04.10.2007 Tarih E. 2006/11591 K. 2007/11606)

Borçlar Kanunu'nun 51. maddesi, müşterek ve müteselsil sorumluluğu ortak kusura göre değil, farklı hukuksal nedenlere bağlamıştır. Eksik teselsül olarak da bilinen bu düzenleme gereğince haksız eylem sorumlusu zarar görenin zararını karşılamışsa, bunu kimseye rücu edemeyecektir. Yasadan dolayı sorumlu olan kişi, zarar görenin zararını ödemişse haksız eylem sorumlusuna rücu edebilecektir. Eldeki davada ise davacıların zararının karşılandığına ilişkin bir iddia olmadığı gibi feragat edilen davalı Fuat aracın işleteni, diğer davalı olan sürücü Osman haksız eylemi gerçekleştiren kişi olup araç sürücüsünün işletene rücu hakkı bulunmamaktadır. Rücu hakkı olmadığına göre iç ilişkide durumunun ağırlaştırılması söz konusu olamaz. İşletenin araç sürücüsüne rücu hakkı vardır. Haksız eylemi gerçekleştiren sürücünün işletene rücu hakkı olmadığından ve iç ilişkide davacıların işleten hakkındaki feragati sürücünün durumunu ağırlaştırmadığından davalı sürücü hakkındaki davanın B.K.'nun 147/2. maddesi uyarınca reddedilmiş olması doğru değildir. Şu durumda, davalı Osman yönünden işin esası incelenip sonucuna göre karar verilmelidir. Yerel mahkemece, açıklanan yönler gözetilmeyerek yerinde olmayan gerekçeyle yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. (Yargıtay 4.HD. 29.9.2009 Tarih E. 2009/3099 K. 2009/10393)

 

MÜTESELSİL SORUMLULUĞUN UYGULANMA ŞEKLİ

Haksız fiilden doğmuş bir zarar varsa zarardan sorumlu olanların  zarar görene karşı sorumluluğunun müteselsil olduğunu yukarıda izah ettik . Müteselsil sorumluluk ilkesi ise zarar görene bir takım haklar, zarar verenlere de bir takım sorumluluklar yüklemiştir. Bu hak ve sorumluluk kişilerin tercihinden değil doğrudan doğruya kanunlardan doğmuştur. Zarar haksız fiilden kaynaklanmış ise TBK 61ve 163. Maddesi, trafik kazasından kaynaklanmış ise KTK 85 ve 88. Maddesi gereği zarara sebebiyet verenler ve zarar sorumluları zararın tamamından tek başlarına sorumludurlar. Bu nedenle zarar görenler sorumlulardan birinden zararın tamamını talep edebilir. Kendisinden talepte bulunulan kişi kendisinin kusursuz olduğunu, zarara tamamen zarar görenin kusurundan kaynaklandığını yada zararın tamamen üçüncü kişinin kusuru ile ortaya çıktığını ispat etmediği sürece zararın tamamından sorumlu olacaktır.

Kanun koyucunun haksız fiillerde  müteselsil sorumluluk ilkesini benimsemesinde ki amaç gayet açıktır. Haksız fiilden zarar gören ve mağdur olan tarafa mağduriyetinin en hızlı ve en ekonomik şekilde tam olarak karşılanmasıdır. Bundan dolayı zarar görene zarar sorumlularından hangisinden zararını tam ve çabuk tahsil edecekse sadece ona yada bir kaçına yahut da tamamına gidebilme hakkı tanınmıştır. Görüldüğü gibi zarar gören kanun koyucu tarafından  korunmuştur.

Müteselsil sorumluluğun getirdiği ilkeler kanunda açıkça düzenlenmiş  olmasına karşın uygulamada bir takım tereddütlerin oluştuğu görülmektedir. Örneğin dava dilekçesinin içeriğinden, talep ediliş şeklinden farklı sonuçlar çıkararak müteselsil sorumluluğu ortadan kaldıracak şekilde zarar verenlerin kusurları (payları) oranında sorumlu tutulduğu görülmektedir.

Dava dilekçesinde talep şekline göre konuyu ayrı başlıklarda incelemekte fayda olduğu düşüncesindeyim.

 a) Dava dilekçesinde açıkça müteselsil sorumluluk esasına göre talep bulunulması

Haksız fiil neticesi zarar gören yada görenler açmış oldukları tazminat davasında, dava dilekçesinin talep kısmında sorumlu yada sorumlulardan “müştereken ve müteselsilen tahsiline”,  “müteselsilen tahsiline” gibi açıkça müteselsil kavramını vurgulayarak talepte bulunmuş ise zarardan sorumlu yada sorumlular müteselsil sorumluluk esasına göre sorumlu tutulmaları konusunda hiç bir tereddüt bulunmamaktadır. Davacının dava dilekçesinin talep kısmında müteselsil sorumluluğa açıkça dayanmasına rağmen  hakimin dilekçenin içeriğinden bir takım sonuçlar çıkartarak zarar gören davacı aleyhine pay sorumluluğunu uygulama gibi bir taktiri bulunmamaktadır. Müteselsil sorumluluk ilkesine dayalı tazminat istemlere rağmen pay esasına yani zarar verenleri kusurları oranında sorumlu tutulmaları TBK 61 ve KTK 85 ve 88. Maddelerine aykırılık teşkil edecektir.

“Somut olayda davacılar vekili, davasını teselsül hükümlerine göre açmış ve zararın tamamının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiş olduğundan,  araçta yolcu olan davacı Selver'in kusurundan da söz edilemeyeceğinden mahkemece hükme esas alınan aktüer bilirkişi raporunda, kusur indirimi yapılmaksızın tazminatın belirlenmesinde ve mahkemece davacı Selver lehine 104.345,82 TL maddi tazminata karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına rağmen, Dairemizin  28.4.2015 günlü ilamı ile  hatalı değerlendirme ile hükmün bozulması doğru olmadığından, davacılar vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile dairemizin bozma ilamının kaldırılarak usul ve yasaya uygun olan yerel mahkeme kararının  onanması gerekmiştir.” (YARGITAY 17. Hukuk Dairesi 24.12.2015 Tarih ESAS NO: 2015/14831 KARAR NO: 2015/15033)

“..Davacılar vekili dava dilekçesinde davalıların müteselsil sorumluluğuna dayanmış olup, davacıların ölen desteği araç içinde yolcu olmakla tamamen kusursuzdur. Buna göre zarara sebebiyet verenlerin dava tarihinde yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı BK.'nun 50 ve 51. maddeleri gereğince zarardan  müteselsil sorumluluk esaslarına göre sorumlu olacakları açıktır. Müteselsil sorumlulukta, kural olarak borçlulardan her biri, 818 sayılı BK.'nun 141. ve 142. maddelerine (6098 sayılı TBK. madde 162 ve 163) göre, borcun tamamından sorumludur. Nitekim, 2918 sayılı KTK.nun 88/1 maddesinde trafik kazası nedeniyle müteselsil sorumluluk öngörülmüştür. BK.'nun 146. maddesi (6098 sayılı TBK. madde 167) uyarınca, sorumluların iç ilişkide kusur oranına göre, birbirlerine rücu hakları da mevcuttur. Bu durumda, mahkemece hükmolunan maddi tazminatın tamamından davalıların sorumlu tutulmaları gerekirken, kusur oranları nazara alınarak tahsiline karar verilmesi doğru olmamıştır.”  (Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 20.10 2015 tarih 2014/19357 esas 2015/10936 karar sayılı ilamı)

Davacının dava dilekçesinde müteselsil sorumluluk ilkesine dayanmasına rağmen davalıyı tam kusurlu göstermesi durumunda yargılama sırasında  dava dışı üçüncü bir kişinin de bir miktar kusurunun bulunması durumunda davalıyı kusuru oranında sorumlu tutulacağı şeklinde bir takım düşüncelerinde bulunduğunu görmekteyiz. Bu düşüncenin müteselsil sorumluluğun ilkeleri ile bağdaştığını söylememiz elbette mümkün değildir. Çünkü kişi talebini müteselsil sorumluluğa dayandırarak, pay esasına dayalı sorumluluğu talep etmediğini açıkça göstermiştir. Bunun sonucu olarak davalının bir miktar kusuru dahi olsa zarar görenin kendi kusuru olmadığı durumlarda müteselsil sorumluluk ilkesi gereği davalı zararın tamamından sorumlu olduğuna göre hesaplanan tazminatın da tamamından sorumlu olmalıdır. Bir kez daha vurgulamakta yarar görüyorum ki zarar görene zararının tamamını zarar verenlerden birinden yada tamamından talep etme yetkisi kanunca tanındığı halde bu hak ve yetkiyi kaldıracak  şekilde yorumlar ve düşünceleri müteselsil sorumluluk ilkeleri ile bağdaştırmak mümkün değildir.

 “davacı davayı açarken davalı olarak gösterdikleri yönünden teselsül hükümlerine dayanmıştır. Her ne kadar kusurun %100 yüzünün davalılarda olduğunu ileri sürmüş ise de, amacı kendisinin hiçbir kusurunun olmadığını açıklamaktır. Bir kısım kusurun kimliği belirlenemeyen üçüncü bir kişide olduğu sonradan anlaşılmıştır. Bu durum davacının amacı ve teselsül hükümlerine dayanması birlikte değerlendirildiğinde zararın tamamından davalıların sorumlu tutulması gerekir.” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01.09.1986 Tarih 4-822/140 esas/karar sayılı ilamı)

 b) Dava dilekçesinde açıkça pay-kusur esasına göre talepte bulunulması

Her ne kadar haksız fiilden zarar görene kanunun tanıdığı müteselsil sorumluluk ilkeleri gereği zararının tamamını zarar verenlerin birinden yada tamamından talep etme hakkı tanımış ise de zarar gören kanunun tanıdığı bu hakkı açıkça kullanmaktan vazgeçerek dava dilekçesinde açıkça davalı yada davalılardan kusurları oranında zararının karşılanmasını talep etmiş ise artık hakim taleple bağlılık esasına göre davalıları kusurları oranında zarardan sorumlu tutacaktır.

 c) Dava dilekçesinde talebin açıkça müteselsil ya da pay esasına dayandırılmaması

Davacı dava dilekçesinde zarar sorumlularının birinden yada bir kaçından zararın tamamını talep etmiş olmasına rağmen, açıkça müteselsil sorumluluğa dayanmaması durumunda hangi sorumluk esası uygulanacaktır? Gerek doktrin gerekse yargı kararlarında  davacının zararının tamamını zarardan sorumlulardan birinden yada tamamından istemesi durumunda “müteselsil sorumluluk karinesinin” uygulanması gerekti belirtilmektedir.  6098 sayılı TBK. 163. (818 sayılı BK. 142 ) maddesinde “Alacaklı, borcun tamamının veya bir kısmının ifasını, dilerse borçluların hepsinden, dilerse yalnız birinden isteyebilir.”   İfadesi ile zarar görenin zararın tamamını zarardan sorumlulardan birinden yada tamamından istemesi ile birlikte kanunda açıkça belirtilen müteselsil sorumluluk karinesinin kurucu şartlarının oluştuğunu kabul etmeliyiz. Müteselsil sorumluluk karinesi bir hukuk kuralı olduğuna göre HMK 33. Maddesi gereği hakim bu karineyi  kendiliğinden uygulayacaktır. Bu durumda açıkça müteselsil sorumluluk ilkesine dayanılmamış olsa da müteselsil sorumluluk esası uygulanacaktır.

Bir kez daha belirtelim ki müteselsil sorumluluk kanunun haksız fiilden zarar gören kişilere tanıdığı bir haktır. Bu nedenle hak sahibi bu hakkından açıkça vazgeçerek  pay esasına göre talepte bulunmadığı sürece müteselsil sorumluluk ilkelerinin uygulanması yasal bir zorunluluktur. Bu durum aşağıda verdiğimiz Hukuk Genel Kurulu Kararında çok veciz bir şekilde ifade edilmiştir.

“Temyiz incelmesine konu olan bu davada, davacı tarafından düzenlenen 3.4.1968 günlü dava dilekçesinde gerçekten açık bir şekilde müteselsilen sözcüğü kullanılmak suretiyle tahsil isteği mevcut değildir. Ne var ki, davacı bir iş kazasında ölen miras bırakanın olayda hiçbir kusuru bulunmadığını açıkça vurgulamış ve üstelik davalıya belli oranda kusur atfetmek suretiyle iddiasını da sınırlamamış ve sonuçta(fazlaya ait talep haklarını saklı tutmak suretiyle) zararın tümünü davalı işverenden istemiştir. Artık burada, davacının davalıdan gerçekleşecek kusur oranın da bir talepte bulunduğunu ileri sürmek mümkün değildir. Bir davacının kendilerinin tamamen kusursuz olduğundan söz ederek zararlı sonucu meydana getiren müteselsil borçlulardan biri aleyhine açtığı bir davada  zararın tümünü talep etmesi, örtülü olarak değil, aksine Borçlar Yasası’nın 142. Maddesinde öngörülen teselsül kuralına açık bir şekilde dayandığının en belirgin bir kanıtıdır. Bu gibi durumlarda müteselsilen sözcüğünün dava dilekçesinde kullanılmamış olması sonuca etkili değildir.”   (HGK 28.12.1983 tarih 9-721/1421 E/K sayılı ilamı) 

Kaldı ki TBK  sebeplerin yarışması başlıklı 60. Maddesinde Bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir.”  Hükmü gereği davacıların aksini istemediği sürece hakimin zarar gören davacıların zararının en iyi giderim imkanını veren müteselsil sorumluluk esasına göre sorunu çözmesi gerekirken davacıların istemediği, ve açıkça talepleri ve isteklerine aykırı olarak tazminatta pay esasının uygulanması doğru görülemez.

“Dava dilekçesinde ileri sürülen olaydan davalılar arasında müteselsil sorumluluğun bulunduğu anlaşılabiliyorsa, dilekçenin sonuç bölümünde bu konuda bir kayıt bile olmasa istenilen tazminatın müteselsilen istendiği kabul ile hüküm tesis edilir. (YHGK 23.03.1966 Tarih 3-9/80 E/K)

“Bu durumda davacı alacaklı yasanın verdiği müteselsilen talep hakkından  açıkça vazgeçmedikçe , kusur oranına dayandığı ileri sürülemez. O halde mahkemece davalıların zararının tümünden sorumlu olduğu gözetilerek bilirkişi raporunda belirlenen gerçek zararın tamamının bu davalılardan tahsiline karar verilmesi gerekirken” (Yargıtay 17. HD 13.06.2016 tarih 2016/4304 esas 2016/7167 karar)

 

SONUÇ OLARAK;

 

Haksız fiil sonucu oluşan zararlarda zarardan sorumluluğu kanun koyucu özel olarak düzenlemiş ve müteselsil sorumluluk esasını getirmiştir. Müteselsil sorumluluk esası 818 sayılı yasada yer aldığı gibi yürürlükte ki 6098 sayılı TBK’nun da yer almıştır. Müteselsil sorumluluk, aynı zarardan birden fazla sorumlu olan varsa sorumlulardan her biri zararın tamamından tek başına sorumlu olması, alacaklının da alacağını sorumlulardan birinden yada tamamından talep etme hakkı olan, sorumlulardan birinin zararı tamamen karşıladığında diğer sorumluların da borçtan kurtulduğu, kısmi bir ödeme varsa ödeme miktarı kadar borçtan kurtulduğu bir sorumluluk türüdür. Zarardan sorumlu olanlarda birinin zarar görene kendi payından fazla ödemede bulunması durumunda o oranda zarar görene halef olarak diğer sorumlulara başvurabilir.

Zarar gören davacı dava dilekçesinde açıkça müteselsil sorumluluk esasına dayanmamış olsa dahi zarar verenler zarardan müteselsil sorumluluk esasına göre sorumlu tutulmaldırlar. Davacı açıkça dilekçesinde  zararının zarar verenlerden pay esasına (kusur oranlarına) karşılanması istemesi durumunda taleple bağlılık esasına göre zarar veren davalılar kusurları oranında sorumlu tutulmalıdırlar.   Davacı dava dilekçesinde alacağının tamamını sorumluların birinden yada tamamından talep etmiş ise kanuni müteselsil sorumluluk karinesi gerçekleşmiş  demektir ve davalılar müteselsil sorumluluk esasına göre sorumlu tutulmaları gerekir.  

Alacaklının borçlulardan biri ile yapmış oldu ibra ve feragat sözleşmesi  ile borçlulardan birinin anlaşma yapılan borçluya rücu hakkını ortadan kaldırıyorsa rücu hakkı ortadan kalkan  borçlu yönünden de borç ortadan kalkar. Bu kapsamda alacaklı sürücüyü ibra ederse işletende sorumluluktan kurtulur. İşletenin sorumluluğunu üstlenen sigortacıda sorumlu olmaktan kurtulur.  Alacaklı sigortacıyı ibra etmesi durumunda alacaklı ne miktarda alacağını sigortadan alırsa alsın işleten poliçe limiti kadar borçtan kurtulur.

Hüseyin TUZTAŞ

(Yargıtay 17. Hukuk Dairesi Üyesi)

 

KAYNAKÇA

 

1-   6098 Sayılı TBK Göre Hazırlanmış Borçlar Hukuku Genel Hükümleri (Prof. Dr. FİKRET EREN)

2-   Borçlar Hukuku Bilgisi 6098 Sayılı TBK Göre Hazırlanmış (Prof. Dr. Şahin Akıncı)

3-   Birden Fazla Kimselerin Ayni Zarardan Sorumluluğu (Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY)

4-   Türk Borçlar Kanunu’nda Müteselsil Sorumlular Arasındaki İç İlişki (Elif KABADAYI TATAR)

5-   Müteselsil Borçluluğa İlişkin Bazı Sorunlar (Ahmet İyimaya)

NOT:

Makalenin izinsiz olarak başka bir yerde yayınlanması yasal sorumluluk gerektirir. 

Makalenin bir bölümünden alıntı yapılması durumunda makaleye  ve yazarına mutlaka atıf yapılması gerekir.

 

İLGİLİ MAKALELER

-TRAFİK KAZALARINDAN DOĞAN CİSMANİ ZARARLAR VE TAZMİNAT DAVALARI-

-DESTEKTEN YOKSUN KALANLARIN DESTEK PAY ORANLARI -

-TRAFİK KAZALARINDAN DOĞAN TAZMİNAT DAVALARINDA DAVA ZAMANAŞIMI-

-ZAMANAŞIMI İTİRAZ SÜRESİ-

 

on 09 Ocak 2017
Gösterim: 2948

Yorum Yapabilmek için Siteye Kayıt olmanız gereklidir.

Siteye Kayıt için Tıklayınız.