TRAFİK KAZALARINDAN DOĞAN TAZMİNAT DAVALARINDA DAVA ZAMANAŞIMI

Trafik  kazası sonucunda bir kimsenin yaralanmasına veya ölümüne neden olunması, ona karşı işlenmiş bir haksız fiil niteliğindedir.Bu nedenle, haksız fiil ve zamanaşımı kavramları ile bu hukuki müesseselerin kanuni düzenlemeleri üzerinde durulmasında yarar vardır.

6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunun (TBK) 49. maddesi (Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunun 41. mad.) Haksız Fiil  “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.” şeklinde tanımlanmıştır. Buna göre, haksız fiil; hukuka aykırı bir eylemle başkasına zarar verilmesidir. Haksız fiilden söz edilebilmesi için, şu dört unsurun birlikte bulunması zorunludur: Öncelikle ortada hukuka aykırı bir fiil bulunmalıdır, ikinci olarak, fiili işleyenin kusuru olmalıdır; üçüncü olarak, bir zarar doğmalı; son olarak da, doğan zarar ile hukuka aykırı fiil arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. Bu unsurların tümünün bir arada bulunmadığı, bir veya birkaç unsurun eksik olduğu durumlarda, haksız fiilin varlığından söz edilemez.

Öte yandan, özel hukukta teknik bir kavram olan zamanaşımı, bir hakkın kazanılmasında veya kaybedilmesinde kanunun kabul etmiş olduğu sürenin tükenmesi anlamına gelmektedir.

Türk Borçlar Kanunu'nun 146-161  arasında düzenlenen zamanaşımı, hakkın ileri sürülmesini engelleyici nitelikte olup, alacak hakkı alacaklı tarafından, yasanın öngördüğü süre ve koşullar içinde talep edilmediğinde etkin bir hukuki himayeden, başka bir deyişle, dava yoluyla elde edilebilme imkanından yoksun bırakılmaktadır. Zamanaşımına uğrayan alacağın tahsili hususunda Devlet kendi gücünü kullanmaktan vazgeçmekte, böylece söz konusu alacağın ödenip ödenmemesi keyfiyeti borçlunun iradesine bırakılmaktadır. Şu halde zamanaşımına uğrayan alacak ortadan kalkmamakla beraber, artık doğal bir borç  haline gelmektedir. Ancak belirtmek gerekir ki, alacağın salt zamanaşımına uğramış olması, onun eksik bir borca dönüşmesi için yeterli değildir; bunun için borçlunun, kendisine karşı açılmış olan alacak davasında alacaklıya yönelik bir def ide bulunması gerekir. (HGK'nun 05.05.2010 gün ve E:2010/8-231, K:255 sayılı ilamı).

İşte, zamanaşımı hukuki niteliği itibariyle, maddi hukuktan kaynaklanan bir defi olup; usul hukuku anlamında ise, bir savunma aracıdır (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt: IV, İstanbul 2001, Cilt:2, s.l76l;Von Tuhr. A: Borçlar Hukuku (C.Edege Çevirisi), Ankara 1983, Cilt:l-2, s.688 vd.; Canbolat, Ferhat: Def’i ve İtiraz Arasındaki Farklar ve İleri Sürülmesinin Hukuki Sonuçları, EUHF Dergisi, Cilt: III, Sayı: 1, Kayseri 2008, s.255 vd.; HGK'nun 06.04.2011 gün ve E:2010/9-629, K:2011/70 sayılı ilamı).

Haksız fiillerde zamanaşımı ise, Türk Borçlar Kanunu'nun 72. ( mülga 818 sayılı BK 60. mad.) maddesinde  ayrıca düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında; “Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır..”  hükmü getirilmiştir. Trafik kazalarından doğan maddi ve manevi tazminat davalarında ki zamanaşımı ise  Karayolları Trafik Kanunu’nun 109. Maddesinde “Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar. Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir.”  Şeklinde bir düzenlenmiştir.

 Mülga 818 sayılı Kanunun 60. maddesinde haksız fiillerde uygulanacak zamanaşımı bir yıl olarak düzenlenmiş, buna karşılık Karayolları Trafik Kanunun 109. maddesinde ise zamanaşımı süresi iki yıl olarak düzenlenmiştir. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun yukarıda zikredilen 72. maddesi ile haksız fiillerde de iki yıllık zamanaşımı süresinin benimsenmesi ile KTK 109. maddesi ile uyumlu hale getirilerek  iki kanun arasındaki çelişki giderilmiştir.

TBK 72. Maddesi metninden açıkça anlaşılacağı üzere, haksız fiillere uygulanacak üç ayrı zamanaşımı süresi belirlenmiştir. Bunlar:

a) zarar görenin “zarar”ı ve “fail”i öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayacak olan 2 yıllık kısa süreli zamanaşımı

b) fiilin “vukuundan” itibaren işleyecek 10 yıllık kesin süreli zamanaşımı,

c) fiilin aynı zamanda suç oluşturduğu durumlarda uygulanacak olan uzamış (ceza) zamanaşımı süreleridir.

TBK 72. Ve KTK 109. Madddesi göre, haksız fiil ve trafik kazası nedeniyle tazminat davası açma hakkı zarar görenin, zararı ve haksız eylemi öğrenmesinden itibaren başlayacak ve iki yılda zamanaşımına uğrayacaktır. Burada önemli olan zararı ve tazminat sorumlusunu öğrenmektir. Öğrenebilecek durumda olmak zamanaşımının işlemeye başlamasına sebep olmaz. Zarar ve sorumludan hangisi daha sonra öğrenilirse, zamanaşımı son öğrenme gününden itibaren işlemeye başlar. Eğer zarara uğrayan tüzel kişi ise, dava açmaya yetkili organın öğrenmesi dikkate alınır.

İki yıllık sürenin başlaması için zarar görenin, zarar ile birlikte tazmin borçlusunu da öğrenmiş olması gerekir. Kusur sorumluluğunda fail, kusursuz sorumlulukta kanunen sorumlu görülen kişinin öğrenilmesi gerekir.

Ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için öncelikle; zarar veren eylemin Ceza Kanunu ya da ceza hükmü taşıyan özel kanunda suç olarak düzenlenmiş olması gereklidir.

Özel kanunlarda haksız eylem için başka bir zamanaşımı süresi tayin edilmiş olmadıkça, haksız eylemden doğan maddi ve manevi zararların tazmini için açılacak davalarda TBK'nun 72. (BK 60. mad.) maddesinde ki zamanaşımının uygulanması gerekir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulumun 09.10.2013 gün ve E:2013/4-36, K:2013/1457 sayılı ilamı).

Vurgulamakta yarar vardır ki, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 109/II. maddesine göre, ceza kanununda öngörülen daha uzun (uzamış) zamanaşımı süresinin tazminat talebiyle açılacak davalarda uygulanabilmesi için, eylemin ceza kanununa göre suç sayılması gerekli ve yeterlidir; fail hakkında mahkumiyet kararı verilmesi veya bir ceza davasının açılması ya da zarar görenin o davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması şartı aranmamaktadır.

Ceza Kanunu'nda öngörülen daha uzun (uzamış) zamanaşımı süresi, olay tarihinden itibaren işlemeye başlar; sürenin işlemeye başlaması için, zarar görenin, zararı ve onun failini öğrenmesi koşulu aranmaz. TCK 66/6 maddesi gereği zamanaşımı, tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs halinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden itibaren başlayacağı öngörüldüğü için trafik kazalarından doğan tazminat davalarında da kazanın meydana geldiği tarihten itibaren  uzamış zamanaşımı başlar.  TCK 66. Maddesine göre:

  1. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl,
  2. Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş yıl,
  3. Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıl,
  4. Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda onbeş yıl,
  5. Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını gerektiren suçlarda sekiz yıl,

Olarak sanığın aldığı cezaya göre zamanaşımı  belirlenmiştir.

Ceza zamanaşımı süresi dolmasına rağmen zarar gören zararı ve zarar vereni öğrenememiş ise ne olacak? Bu durumda gerek TBK’nun 72. maddesi gerekse KTK’nun 109. maddesinde belirtilen   on yıllık zamanaşımı henüz dolmamış ise iki yıllık süre içinde tazminat davası açılabilecektir.  Örneğin sanığın en alt cezayı aldığını düşündüğümüzde ceza zamanaşımı süresi sekiz yıldır. Olayın olduğu tarihten itibaren sekiz yıllık süre dolmasından sonra zarar gören zararı ve zarar vereni öğrenmiş ise kaza tarihinden itibaren  on yıllık sürenin dolmasına kadar olan iki yıllık süre içinde KTK 109. mad. gereği tazminat davası açılabilecektir.

Nitekim, Hukuk Genel Kurulu'nun 20.12.2006 gün ve E:2006/4-801, K:813; 16.04.2008 gün ve E:2008/4-326, K:325; 06.02.2008 gün ve E:2008/4-69, K.101; 12.03.2008 gün ve E:2008/4-248, K:240; 13.07.2011 gün ve E:2011/17-427, K:519; 30.11.2011 gün ve E: 2011/17-569, K:2011/710, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 12.03.2014 gün 2013/4-544  esas  2014/315 Karar  sayılı ilamlarında da aynı hususlar vurgulanmıştır.

Yaralanmayla sonuçlanan trafik kazası, aynı zamanda mülga 765 sayılı TCK'nun 459 uncu maddesine göre, suç sayılan bir eylemdir. 6085 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun yürürlükte bulunduğu dönemde bu yasada açık hüküm bulunmadığından BK'nun 60/2 nci maddesinde açıklanan ceza davası (uzamış) zamanaşımının uygulanması gerektiği kabul edilmekteydi. Ancak uzamış zamanaşımı kural olarak suç sayılan fail hakkında yani motorlu araç sürücüsü hakkında uygulanırken, sürücü olmayan ve yasa gereği sorumlu olan işleten hakkında uygulanmıyordu. 2918 sayılı Kanun'da motorlu araçların işletenlerinin sorumlulukları değişik durumlara göre yeniden kapsamlı biçimde düzenlenirken, zamanaşımıyla ilgili hükümleri de 6085 sayılı Kanuna göre daha değişik biçimde ele alınmıştır. Bu nedenle, ceza zamanaşımının işletenler hakkında uygulanıp uygulanmayacağı yeni Kanuna göre yeniden gözden geçirilmelidir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 109. uncu maddesinin birinci fıkrasında, sürücü veya işleten arasında bir ayırım yapmaksızın iki yıllık olağan zamanaşımı süresi kabul edilmiştir. Onu takiben ikinci fıkrasında ise: “Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunursa bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir” hükmü kabul edilmiştir. Maddenin iki fıkrası arasındaki bağlantı gözetildiğinde ceza davası (uzamış) zamanaşımı süresinin işletenler hakkında da uygulanacağı kabul edilmelidir. Çünkü birinci fıkrada, işleten ve sürücü arasında bir ayırım yapılmaksızın maddi tazminat talepleri için iki yıllık zamanaşımı süresi kabul edilirken ikinci fıkrada “dava” ve “maddi tazminat talepleri de” sözcükleriyle birinci fıkradaki sistem aynen benimsenmiştir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun genel amacı; zarar görenleri motorlu araçların yarattığı nitelik ve nicelikçe ağır tehlikelerden korumaktır. Anılan Kanun'un 85/1 inci maddesinde kabul edilen ağırlaştırılmış objektif (tehlike) sorumluluk ilkesiyle, zarar görenlerin ekonomik gücü zayıf olan sürücülerle karşı karşıya kalmalarının önlendiği göz ardı edilmemelidir. Motorlu araç sürücüsü olmayan işleten hakkında ceza davası zamanaşımının uygulanmaması hakkaniyete uygun sonuçlar vermeyebilir. Bu nedenle, işleten hakkında da, ceza davası zamanaşımının uygulanması, 2918 sayılı Kanunun genel amacı ve düzenlemesine uygun düşer.

Diğer taraftan, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun m.85/son fıkrasında işletenin “aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan (eylemi şeklinde anlaşılmalıdır) kendi kusuru gibi sorumlu olacağı” kabul edilmiştir. Bununla, işletenin bu kişilerin kusuruna dayanarak sorumluluktan kurtulmasını önlemektir.

Kısacası yerleşik Yargıtay uygulamasına göre, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 85/son ve 109/2, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102.maddeleri uyarınca, sürücünün eyleminin suç teşkil ettiği hallerde, uzamış ceza davası zamanaşımının  işleteni de kapsadığı kabul edilmektedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 11.06.2003 gün ve E:2003/4-359, K:406, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 12.03.2014 gün 2013/4-544  esas  2014/315 Karar  sayılı ilamı).

 

Sonuç Olarak;

Trafik kazalarından doğan maddi ve manevi  tazminat davalarında dava zamanaşımı Türk Borçlar Kanunun 72. Maddesi  ve Karayolları Trafik Kanununun 109/2 maddesi gereği  zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak on yıldır. Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörmüş bulunursa, ceza zamanaşımı uygulanır. Ceza Zamanaşımı ise TCK 66. maddesinde gösterilmiştir.

İki yıllık zamanaşımı  zarar görenin, zararı ve zararı veren kişiye öğrendiği tarihten itibaren başlar. Bir başka deyişle iki yıllık zamanaşımının başlaması için hem zararın hem de zarar verenin ikisinin birlikte öğrenilmesi gerekir. Ancak TBK 72. Ve KTK 109. Maddesi gereği her halükarda dava zamanaşımı 0n yılık süreye tabidir. On yıllık zamanaşımı   fiilin işlendiği yani trafik kazasının gerçekleştiği tarihten itibaren başlar, on yılın dolması ile sona erer. Bir başka anlatımla olayın gerçekleştiği tarihten itibaren on yılın dolması ile birlikte  zarar gören zararı ve zarar vereni yeni öğrendiği gerekçesi ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunduğunda davalı tarafından dava zamanaşımı itirazı ile karşılaşabilecektir.

Maddi ve manevi tazminatı gerektiren trafik kazası cezayı gerektiriyorsa  Türk Ceza Kanunun da daha uzun bir zamanaşımı öngörülmüş ise ceza kanununda ki zamanaşımı uygulanır. Bu tür zamanaşımı TCK 66/6 maddesi gereği trafik kazalarından doğan tazminat davalarında kazanın meydana geldiği tarihten itibaren  başlar.

Zarar gören ceza zamanaşımı süresi içinde zararı ve zarar vereni öğrenememiş ise on yıllık süre içinde öğrenmiş bulunması şartı ile öğrendiği tarihten itibaren iki yıllık süre içinde tazminat davasını açabilecektir.

Hüseyin Tuztaş

(Yargıtay Üyesi)

on 04 Ekim 2015
Gösterim: 1908

Yorumlar  

#1 ihtiyarseyyah 08-10-2015 22:40
Madem hukuki bir yazi,
Maddi hasarlı trafik kazalarında da aynı süreler geçerli mı diye bir soruyorum yazmak site ilkeleriyle bağdaşır mı acaba?
iyi akşamlar efendim.
#2 htuztas 12-10-2015 11:33
Karayolları Trafik Kanunu'nun 109. maddesinde "bu süre maddi tazminat talepleri içinde geçerlidir" ibaresi gereği hasar tazminatlarında da uzamış zamanaşımı uygulanacaktır. Keza bizzat katıldığım Hukuk Genel Kurulunda da aynı şekilde bir karar çıkmıştır.

Yorum Yapabilmek için Siteye Kayıt olmanız gereklidir.

Siteye Kayıt için Tıklayınız.