ZAMANAŞIMI İTİRAZ SÜRESİ

GENEL OLARAK

6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 146-161. maddeleri arasında düzenlenen zamanaşımı, hakkın ileri sürülmesini engelleyici nitelikte olup, alacak hakkı alacaklı tarafından , yasanın öngördüğü süre ve şartlar içinde talep edilmediğinde etkin bir hukuki himayeden, başka bir deyişle, dava yoluyla elde edilebilme imkanından yoksun bırakılmaktadır.

Zamanaşımına uğrayan alacağın tahsili hususunda Devlet kendi gücünü kullanmaktan vazgeçmekte böylece söz konusu alacağın ödenip ödenmemesi keyfiyeti borçlunun iradesine bırakılmaktadır. Şu halde zamanaşımına uğrayan alacak ortadan kalkmamakla beraber, artık doğal bir borç (Obligatio naturalis) haline gelmektedir. Ancak belirtmek gerekir ki, alacağın salt zamanaşımına uğramış olması, onun eksik bir borca dönüşmesi için yeterli değildir; bunun için borçlunun, kendisine karşı açılmış olan alacak davasında alacaklıya yönelik bir def’ide bulunması gerekir (HGK’nun 05.05.2010 gün ve E: 2010(8-231, K: 255 sayılı ilamı).

Zamanaşımı hukuki niteliği itibariyle, maddi hukuktan kaynaklanan bir def’i olup; usul hukuku anlamında ise, bir savunma aracıdır. (Kuru: a.g.e., Cilt2, s.1761;Von Tuhr: Borçlar Hukuku (C.Edege Çevirisi), Ankara 1983, Cilt1-2, s.688 vd;Vanbolat: Def’i ve İtiraz Arasındaki Farklar ve İleri Sürülmesinin Hukuki Sonuçları, EÜHFDergisi, Cilt: III, Sayı: 1, Kayseri 2008, s.255 vd.)

 

ZAMANAŞIMI İTİRAZI NE ZAMAN İLERİ SÜRÜLMELİDİR?

Zamanaşımı itirazı maddi hukuk açısından bir def’i olarak hangi süre içinde ileri sürülmelidir? Bir başka anlatımla zamanaşımı itirazı yargılamanın hangi aşamasında ileri sürülmelidir? Zamanaşımı itirazının ileri sürüleceği süre açısından ne HUMK da ne de HMK da açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Uygulamada zamanaşımı itirazı ilk itirazlardanmış gibi cevap verme süresi içinde ileri sürülmesi gerektiği gibi bir zorunluluğun varlığına inanılmış olsa da ne İtirazatı iptidaiye düzenleyen HUMK 187. Maddesinde ne de HMK 116. Maddesinde ilk itirazlardan sayılmamıştır. HMK 116/1 maddesi “İlk itirazlar aşağıdakilerden ibarettir: a) Kesin yetki kuralının bulunmadığı hâllerde yetki itirazı. b) Uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözümlenmesi gerektiği itirazı. c) İş bölümü itirazı.” Şeklinde sınırlı olarak sayılmıştır. Bu nedenle zamanaşımı itirazı ilk itirazlardan olmadığı için cevap dilekçesi ile birlikte sunulma zorunluluğu bulunmamaktadır. ilk itirazlar, karşı taraf muvafakat etse bile, esasa cevap süresi geçtikten sonra ileri sürülemez. Buna karşılık, davalı, esasa cevap süresini geçirdikten sonra da zaman aşımı def`ini ileri sürebilir.

Zamanaşımı itirazının ne zaman yapılabileceği  konusunda özel bir düzenleme olmadığına göre gerek doktrinde gerekse Yargıtay kararlarında kabul gördüğü üzere savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamında değerlendirilmesi yerinde olacaktır. Bir başka anlatımla zamanaşımı itirazı, tüm maddi vakıalara ilişkin beyanlarda olduğu gibi, savunmanın değiştirilmesi yasağının başladığı ana kadar yapılabilecektir.

Ayrıca, mahkeme, davalının savunmayı genişletmiş olduğunu kendiliğinden gözetemez ( Baki Kuru, C. II, a.g.e., s. 1829). Yukarda  belirtildiği üzere, zaman aşımı def’i, alacaklının alacağını borçlunun rızasına aykırı olarak dava yoluyla isteyebilme hakkını ortadan kaldıran kişisel bir savunma sebebidir. İtirazlardan farklı olarak, diğer savunma sebeplerinde olduğu gibi mahkemece kendiliğinden gözetilmesi söz konusu değildir.

HUMK 202/2 maddesine göre savunmanın değiştirilmesi yasağı, cevap dilekçesinin davacıya tebliği ile başlamaktadır. Bu nedenle, HUMK döneminde zamanaşımı itirazı ancak cevap verme süresi içinde cevap dilekçesi ile birlikte yapılabilmekte idi. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda yazılı yargılama usulünde İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi 141. Maddesinde “Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır.” Şeklinde düzenlenmiştir.

Bu maddeye göre yazılı yargılamada, zamanaşımı itirazının ileri sürülüşü aşağıda belirtilen sürelerde mümkündür:

1)      İkinci cevap dilekçesinin verilme süresine kadar

2)      Davacı ön inceleme duruşmasına katılmamış ise ve de davalı davaya devam etme iradesini mahkemeye bildirmiş olması durumunda

3)      Ön inceleme aşamasında davacının açık muvafakati ile savunmanın genişletilebileceğini düzenlemiş,

Ön incelemenin tamamlanmasından sonra ise savunmanın genişletilemeyeceğini ve değiştirilemeyeceğini belirterek, ıslah ve davacının muvafakatini saklı tutmuştur.

HMK 141. Maddesine göre taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Bunun bir sonucu olarak  davalı  kural olarak ikinci cevap verme süresine kadar zamanaşımı itirazında bulunabilecektir. Bu haliyle HMK, HUMK dan ayrılmıştır. HMK 136. Maddesinde “Davacı, cevap dilekçesinin kendisine tebliğinden itibaren iki hafta içinde cevaba cevap dilekçesi; davalı da davacının cevabının kendisine tebliğinden itibaren iki hafta içinde ikinci cevap dilekçesi verebilir.”  İfadesi ile açıkça vurgulandığı üzere  davacı cevaba cevap vermiş ise  davalının ikinci cevap hakkı bulunmaktadır. Davacı cevaba cevap vermemiş ise  davalının ikinci cevap hakkı doğmayacağı için iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı davalı açısından cevap verme süresi ile sona erecektir. Cevap verme süresi ise HMK 127. Maddeye göre “dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır.”  Bir başka anlatımla davacı cevaba cevap vermemiş ise davalı cevap dilekçesi zamanaşımı itirazında bulunmamış ise  ancak ön inceleme duruşmasında davacının gelmemesi üzerine yada ıslah dilekçesi ile zamanaşımı itirazında bulunabilecektir.

 

SÜRESİNDEN SONRA VERİLEN CEVAP DİLEKÇESİ İLE ZAMANAŞIMI İTİRAZINDA BULUNULMASI

Peki davalı cevap dilekçesi geçtikten sonra vereceği  bir dilekçe ile zamanaşımı itirazında bulunması durumunda ne olacak? Bu durumu süresinden sonra verilen cevap dilekçesi kapsamında değerlendirmek gerekmektedir. Belirttiğimiz gibi dava dilekçesi kendisine tebliğ edilen davalı tebliğ tarihinden itibaren HMK 127. Maddesine göre iki hafta içinde cevap vermek durumundadır. İki haftalık cevap verme süresi aşılmasından sonra verilen cevap dilekçesi geçerli bir cevap dilekçesi olarak kabul edilmeyecektir. Bu durumda süresi geçtikten sonra verilen cevap dilekçesinde öne sürülen zamanaşımı itirazının süresinde olduğundan da bahsedilemeyecektir. Davalının süresi geçtikten sonra vereceği cevap dilekçesi ile zamanaşımı itirazında bulunması durumunda davacının takınacağı tutum çok önem kazanmaktadır. Davacı sessiz kalmış ve bu hususta bir beyanda bulunmamış ise süresinde verilmeyen cevap dilekçesine geçerlilik kazandıracaktır. Bu nedenle zamanaşımı itirazı hakim tarafından değerlendirilerek bu hususta tahkikattan önce bir karar verilmesi gerekecektir. Davacı süresi geçtikten sonra verilen cevap dilekçesi ile yapılan zamanaşımı itirazına açıkça kabul etmediğini beyan etmemiş ise yine süresi içinde yapılmış zamanaşımı itirazı gibi değerlendirilecektir. Davacı, süresinden sonra yapılan zaman aşımı itirazına karşı savunmanın genişletildiği yönünde bir itirazda bulunmayıp, savunmanın esasına cevap verdiği takdirde, savunmanın genişletilmesine zımnen muvafakat etmiş olur ve mahkeme zaman aşımı def`ini inceler ( Baki Kuru, a.g.e., C. II, s. 1822; HGK.nun 9.10.1963 gün ve 1963/2-34-73 E., K. sayılı ilamı)

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 11.04.2012 tarih 2012/11-158 esas , 2012/318 karar sayılı ilamında  "Zamanaşımı def’i, HUMK’nun 187. maddesinde düzenlenen ilk itirazlar arasında sayılmadığından yasal cevap süresi içerisinde ileri sürülmesi zorunluluğu da yoktur. Ancak, cevap süresinden sonra ileri sürülen zaman aşımı definin değerlendirilebilmesi için karşı tarafın, savunmanın genişletildiği yolunda itirazda bulunmamış olması şarttır. Hal böyle olunca, davalı tarafından yasal cevap süresi geçtikten sonra zaman aşımı definde bulunulmuş ise de, daha sonra davacı tarafından savunmanın genişletildiği yönünde bir itiraz ileri sürülmeyip, açıkça zaman aşımı def’ine karşı çıkılmadığından, mahkemece yapılacak iş; zaman aşımı def’inin geçerliği olduğu kabul edilerek; zaman aşımı süresinin ve başlangıç tarihinin belirlenmesi ve oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi "  yönündeki kararı ile süresi içinde cevap dilekçesi verilmemesi durumunda zamanaşımı itirazının ancak davacının savunmanın genişletildiği yolunda itirazda bulunmama şartına bağlamış görülmektedir.

Davalı cevap dilekçesi yada davacının cevaba cevap vermesi durumunda ikinci cevap dilekçesinde zamanaşımı itirazında bulunmamış ise HMK 139/1 maddesinin sonunda yer alan “…duruşmaya sadece taraflardan birinin gelmesi ve yargılamaya devam etmek istemesi durumunda, gelmeyen tarafın yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemeyeceği ve diğer tarafın muvafakati olmadan iddia ve savunmasını genişletebileceği yahut değiştirebileceği ayrıca ihtar olunur.” ifadesi gereği davacıya çıkarılan açıklamalı ihtarata rağmen davacının ön incelme duruşmasına katılmaması durumunda davalı yeni bir imkan kazanmıştır. Ancak görüldüğü gibi davalının bu imkandan yararlanması için davacının ön incelme duruşmasını takipsiz bırakması yani çıkarılan ön incelme duruşması davetiyesine rağmen mazeretsiz olarak katılmaması ve davalının bu davayı takip edeceğini bildirerek davaya devam yönünde alınacak kararla birlikte mümkündür. Bu durumda davalı savunmayı genişletme yada değiştirme yasağına uğramadan serbestçe zamanaşımı itirazında bulunabilecektir.

 

ISLAH DİLEKÇESİ İLE ZAMANAŞIMI İTİRAZINDA BULUNULMASI

A) Cevap Dilekçesi verilmesi durumunda ıslah ile zamanaşımı itirazı

HMK. 141. Madde dikkatli incelendiğinde savunmanın ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile ve ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın genişletebileceği yahut değiştirilebileceği açıkça düzenlenmiş ve ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez denmiştir. Ancak ıslah ile açıkça savunmanın genişletilebileceği düzenlenmemiş,  İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklı tutulmuştur. Buradan anlaşılan şey kanun koyucu iddia ve savunmanın genişletilmesi yada değiştirilmesini belli şartların gerçekleşmesi durumunda ıslah ile izin vermiştir sonucunu çıkarabiliriz.

Nitekim ıslahı düzenleyen HMK 176. Maddesinde “Taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir. Aynı davada, taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir.” İfadesi ile  taraflar ancak yapmış oldukları usulü işlemleri kısmen yada tamamen ıslah edebileceklerdir.

Islah ile zamanaşımı itirazında bulunulup bulunulmayacağı hususunda hem doktrinde hem de Yargıtay hukuk daireleri arasında bir fikir birliği olmamıştır. Hukuk daireleri arasında ki görüş ayrılığını gidermek için  İçtihadı birleştirme talep edilmiş 14.11.2008 tarih 2/1 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulu ise " Islah ile zamanaşımı deffinin ileri sürülemeyeceğini içtihat eden Yargıtay daire kararlarının 7 adet olup en yakın tarihli olan 22.10.2002 tarihlidir. Yeni bir tarihli karar yoktur. Hukuk Genel Kurulunun bu konu ile ilgili hiç bir kararı yoktur. Islah ile zamanaşımı definde bulunabilir kararı veren daireler ise görüşlerini uygulamaya devam etmektedir. Bu nedenle henüz içtihat aykırılı bulunmadığından içtihat birleştirilmesi yolu ile aykırılığın giderilmesine şu aşamada henüz gerek ve yer bulunmadığına" gerekçesi ile talebi reddetmiştir.

Gerek HUMK 83. Maddesinde gerekse HMK 176. Maddesinde düzenlenen ıslahın kapsam ve sayısında bir farklılık olmamasına rağmen HMK 176. maddesinin hükümet gerekçesinde "uygulamada, zamanaşımının ıslah yolu ile ileri sürülüp sürülemeyeceğine dair bazı tereddütler var ise de zamanaşımı ilk itiraz olmayıp, ıslah yolu ile de ileri sürülebileceğine tereddüt etmemek gerekir." İfadesi ile zamanaşımı itirazının ıslah ile yapılabileceği vurgulanmıştır.

Nitekim Hukuk Genel Kurulu 12.06.2013 tarih 2012/10-1633 esas 2013/825 sayılı kararında aynı hükümet gerekçesine atıf yaparak "Bu durum karşısında, davalılar vekilinin yasal süresi içerisinde ibraz edilen cevap dilekçesinde herhangi bir nedenle ileri süremediği zamanaşımı def'ini, sonradan ıslah yoluyla ileri sürmesinde usule aykırı bir yön bulunmayıp; ıslah edilmiş bu yeni savunmaya karşı tarafın (davacının) itiraz etmesinin de sonuca bir etkisi bulunmamaktadır. Hal böyle olunca, mahkemenin davalının ıslah yoluyla zamanaşımı def’inde  bulunabileceğine ilişkin kabulü yerindedir."    İfadesi ile cevap dilekçesinde zamanaşımı itirazında bulunmamış ise ıslah dilekçesi ile zamanaşımı itirazında bulunulabileceğini kabul etmiştir.

Hem hükümet gerekçesi hem de Hukuk Genel Kurulu kararı karşısında artık davalı cevap dilekçesi vermiş ancak zamanaşımı itirazında bulunmayı unutmuş ise ıslah ile zamanaşımı itirazında bulunabilecek ve davacının muvafakat edip etmemesi önem kazanmayacaktır.

Davanın her bir tarafı için tüm dava boyunca yalnız bir defa ıslahtan yararlanılabilecek olması nedeniyle de bir ıslah dilekçesi vermiş ise ikinci bir ıslah dilekçesi ile zamanaşımı itirazında bulunamaz. HMK 177/1 maddesine göre ıslah tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir. Bu demektir ki tahkikat bittikten esas hakkında hüküm verildikten sonra kararın Yargıtay’ca bozularak  gönderilmesi durumunda Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca davaya tekrar bakılması durumunda ıslah dilekçesi verilemeyecek olup bunun sonucu olarak ıslah ile zamanaşımı itirazında da bulunulamayacaktır.

Ancak ıslahı kullanırken HMK 179/1 maddesine göre, “Islah bunu yapan tarafın teşmil edeceği noktadan itibaren bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılması sonucunu doğurur.” hükmü dikkate alması gerekir. Bunun anlamı davalı ıslah ile zamanaşımı itirazında bulunması durumunda geriye doğru bütün usulü işlemler yapılmamış sayılacağı için davacıya da zamanaşımı itirazına karşı durma ve buna ilişkin delillerini sunabilmesi için bir süre tanınması gerekecektir.

HMK 177/2 maddesinde ıslahın sözlü yada yazılı olarak yapılabileceği belirtilmiş ise de yazılı usule tabi davalarda ıslahın yazılı, sözlü yargılamaya tabi yargılamada ise   sözlü ıslah beyanını tutanağa geçirtmek suretiyle yapılabilecektir.

Basit yargılamaya tabi davalarda ise, zamanaşımı itirazı bu davalarda cevaba cevap ve ikinci cevap söz konusu olmadığı için zamanaşımı itirazının cevap dilekçesi ile verilmesi gerekecektir. Basit yargılamaya tabi davalarda da HMK 139/1 ve 176 maddelerindeki imkanlar kullanılabilecektir.

Zamanaşımı itirazı ikinci cevap dilekçesi verme süresi içinde ileri sürülmüş ise tahkikata geçmeden önce hakim bu itiraz hakkında bir karar vermek durumundadır. 

 

B) Cevap dilekçesi verilmemesi durumunda ıslah ile zamanaşımı itirazı

Davalı süresi içinde cevap dilekçesi vermemiş ise ıslah dilekçesi ile zamanaşımı itirazında bulunabilecek midir? Hemen belirtmek gerekir ki eğer davacı davalı tarafından verilen ıslah dilekçesine açıkça savunmanın genişletilme yasağı kapsamında kendisine tebliğ edilmesinden itibaren iki hafta içinde  itiraz etmemiş ise hakim tarafından ıslah ile yapılan zamanaşımı itirazını dikkate alınacaktır.

Davalı cevap dilekçesi hiç vermemiş ancak ıslah dilekçesi ile zamanaşımı itirazında bulunması durumunda  davacı süresi içinde ıslah ile zamanaşımı itirazını kabul etmediğini beyan etmiş ise hakim ıslah ile yapılan zamanaşımı itirazını dikkate alabilecek mi? Bu konuda Hukuk Genel Kurul Kararına kadar hem doktrinde nemde Yargıtay hukuk daireleri arasında  tam bir görüş birliği var demek mümkün değil.

Prof. Dr. İlhan E. Postacıoğlu, Prof. Dr. Saim Üstündağ ve Prof Dr. Ejder Yılmaz davalının cevap dilekçesi vermemesi durumunda ıslah edeceği usul işlemi olmadığından ıslah ile zamanaşımı itirazında bulunamayacağını savunurken, Baki Kuru (Hukuk Muhakemeleri Usulü kitabının 2. Cilt 1281. Ve 3. Cilt 2817. Sayfasında) Prof. Dr Hakan Pekcanıtez, Muhammed Özekes, Mine Akkan ve Doç. Dr. Hülya Taş Korkmaz (Medeni Usul Hukuku cilt  2. Sayfa 1497 ve devamı sayfalarda) cevap dilekçesi verilmese dahi ıslah dilekçesi ile zamanaşımı itirazında bulunulabileceği savunulmaktadır.

Yargıtay Hukuk Dairelerinden ise; (2. HD. 27.02.2014 tarih 2014 esas, 2014/4040 karar, 4. HD. 30.09.2002 tarih 2002/5913 esas 2002/10502 karar,6. H.D. 11.11.2014 tarih 2014/8028 esas 2014/12235 sayılı kararında, 7. HD 10.12.2014 tarih 2014/13455 esas 2014/22441 karar, 9. HD 15.06.2015 tarih 2014/8008 esas 2015/2153 karar, 9. HD 30.04.2015 Tarih 2014/25985 Esas, 2015/16007 Karara, 11. HD 28.06.2005 tarih 2004/10295 esas 2005/6903 karar, 15. H.D. 12.10.2010 tarih 2010/9214 esas 2010/5226 sayılı kararı, 17. HD 09.12.2013 Tarih 2013/18956 Esas 2013/17348 Karar, 23.H.D  15.02.2012 tarih 2011/3356 esas 2012/1037 sayıl kararı) daireler  "Ancak tarafların yapmış oldukları usul işlemleri ıslah yoluyla düzeltilebilir. Islahın konusunu teşkil eden usul işlemleri yargılamanın ilerlemesini sağlayan, şartları ve etkileri usul hukuku tarafından düzenlenmiş olan işlemlerdir. O halde davaya süresinde cevap vermeyen davalının ortada düzeltilmesi mümkün usulü işlem (cevap dilekçesi) bulunmadığından ıslah yoluyla   zamanaşımı def’inde bulunulabilmesi de mümkün değildir."  demişken,

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 25.03.2009 tarih 2005/739 esas 2009/3962 sayılı kararında " Davalı, ıslah dilekçesi vererek zamanaşımı def'inde bulunduğuna göre, ıslaha ilişkin usul hükümleri çerçevesinde bu dilekçesi işleme konularak, usulüne uygun şekilde zamanaşımı def'inde bulunulduğu benimsenmek suretiyle davalıların bu def'inin incelenmesi, olumlu veya olumsuz bir hüküm kurulması gerekirken.." gerekçesi ile cevap dilekçesi verilmese de ıslah ile zamanaşımı itirazında bulunulabileceğine karar verilmiştir.

07.06.2017 Tarih oturumda Yargıtay 9.HD cevap dilekçesi vermediğine göre ıslah ile zamanaşımı itirazında bulunamaz yönündeki bozma kararı yine Yargıtay 17. HD. Aynı yönde bozma kararı üzerine mahkemenin eski kararında direnmesi üzerine Hukuk Genel Kurulunda görüşülen 2016/9-1209-1210-1211-1212 Esas  ve 17. HD. Bozmasına direnme ile gelen 2017/17-1093 esas sayılı dosyalar ile Hukuk Genel Kurulunda ilk defa görüşülen ve şu ana bu konuda bir Hukuk Genel Kurulu kararı olmayan “cevap dilekçesi verilmemesi durumunda ıslah ile zamanaşımı itirazının yapılıp yapılmayacağı” konusunda bir karar vererek, Yargıtay 17. HD. Ve 19. HD. Davalı cevap dilekçesi vermemiş ise davacının muvafakat etmediği ıslah dilekçesi ile zamanaşımı itirazında bulunamayacağı yönündeki bozma kararlarına karşı direnme kararlarını bozmuştur.

Bir başka anlatımla Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun  07.06.2017 tarih 2016/9-1209-1210-1211-1212 Esas  ve 2017/17-1093 esas sayılı dosyaları ile davalı cevap dilekçesi vermemiş ise ortada ıslah edebileceği bir dilekçe olmadığından davalı davacının muvafakat etmediği ıslah dilekçesi ile zamanaşımı itirazında da bulunamaz kararı vermiştir.

Bütün bu açıklamalar sonucu Yargıtay Hukuk dairelerinin büyük bir çoğunluğu tarafından istikrarlı şekilde uygulanan ve Yargıtay Genel Kurulunca da kabul edildiği gibi  HMK 176. Madde “Taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir.”  Düzenlemesi karşısında  ancak taraflar yapmış oldukları usul işlemleri ıslah yoluyla düzeltilebilir. Islahın konusunu teşkil eden usul işlemleri yargılamanın ilerlemesini sağlayan, şartları ve etkileri usul hukuku tarafından düzenlenmiş olan işlemlerdir. O halde davaya süresinde cevap vermeyen davalının ortada düzeltilmesi mümkün usulü işlem  yani cevap dilekçesi de bulunmadığına göre ıslah yoluyla  zamanaşımı def’inde bulunulabilmesi de mümkün değildir.

Sonuç olarak ; Zamanaşımı itirazı ne HUMK ne de HMK da ilk itirazlardan sayılmamıştır. Bu nedenle cevap dilekçesi verme süresi içinde cevap dilekçesi ile verilmesi zorunlu değildir. Hem HUMK da hem de HMK da zamanaşımı itirazının hangi süre içinde kullanılacağı konusunda açıkça bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu sorunu iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı kapsamında çözmek gerekecektir. Bir başka anlatımla zamanaşımı itirazı, tüm maddi vakıalara ilişkin beyanlarda olduğu gibi, savunmanın değiştirilmesi yasağının başladığı ana kadar yapılabilecektir. HMK 141. Maddesine göre savunmanın genişletilmesi yasağı ikinci cevap dilekçesi verilme süresi dolması ile başlayacağından zamanaşımına itiraz ikinci cevap dilekçesinin verilme zamanına kadar yapılabilecektir. Cevaba Cevap dilekçesi ile böyle bir itiraz yapılmaması durumunda HMK 139/1 maddesine göre çıkarılacak ihtarlı ön inceleme davetiyesine rağmen davacının ön inceleme duruşmasına gelmemesi ve davalının da davaya devam edeceği yönünde beyanda bulunması ile birlikte savunmanın genişletilmesi yasağına bağlı olmaksızın zamanaşımı itirazında bulunabilecektir. Yargılamanın her aşamasında davacının muvafakati ile davalı zamanaşımı itirazında bulunabilecektir. Davalı en geç cevaba cevap dilekçesi ile zamanaşımı itirazında bulunmaz, HMK 139. Maddesinde ki durum gerçekleşmez yada davalı bu imkanı kullanmaz ise davalı HMK 176 ve devamı maddelerinde düzenlenen ıslah yoluyla zamanaşımı itirazında bulunabilir. Islah yoluyla zamanaşımı itirazında bulunulabilmesi için Hukuk Genel Kurulunca da kabul edildiği üzere davalı süresi içinde cevap dilekçesi vermiş olması gerekir. Bir başka anlatımla davalı süresi içinde cevap dilekçesi vermemiş ve ıslah diekçesi verilmesine davacı muvafakat etmemiş ise davalı ıslah ile zamanaşımı itirazında bulunamayacaktır. Islah yolu ile zamanaşımı itirazı ancak tahkikatın bitimine kadar yapılabilir. Davalının süresi geçtikten sonra vereceği bir cevap dilekçesi ile zamanaşımı itirazında bulunması durumunda davacı açıkça zamanaşımı itirazını kabul etmediğini beyan etmemiş ise süresinde yapılmış zamanaşımı itirazı gibi mahkemece değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekecektir.

Süresinde verilen zamanaşımı itirazı hususunda ön incelme duruşması sırasında en geç tahkikat başlamadan mahkeme bir karar vermek durumundadır.

 

Hüseyin Tuztaş

(Yargıtay 17. Hukuk Dairesi Üyesi)

NOT:

Makalenin izinsiz olarak başka bir yerde yayınlanması yasal sorumluluk gerektirir. 

Makalenin bir bölümünden alıntı yapılması durumunda makaleye  ve yazarına mutlaka atıf yapılması gerekir.

TRAFİK KAZALARINDAN DOĞAN TAZMİNAT DAVALIRNDA DAVA ZAMANAŞIMI

on 16 Haziran 2017
Gösterim: 20513

Yorum Yapabilmek için Siteye Kayıt olmanız gereklidir.

Siteye Kayıt için Tıklayınız.