ALLAH RIZASI MI, RANT MI? VİZYONDAKİ İFTARLAR

Elbistan’daki çocukluk dönemi  ramazan günlerini hatırlıyorum. Ramazan bir ruhsal arınma, bir muhabbet şöleni, bir dayanışma şenliği gibi olurdu.
Zaman zaman komşular birbirini iftara davet eder, davet edilmediği dönemlerde ise yemek mutlaka biraz fazla pişirilir yakın komşulara gönderilirdi.
İftar sofraları evin mevcut imkanları içinde hazırlanırdı. Lüks, şatafat, gösteriş diye birşey bilinmezdi. Helalinden yemek, tıka basa yememek, israf etmemek temel prensiplerdi.
Ramazan ayı şükretmenin, kanaat etmenin, sabretmenin, birbirimizi anlamanın zaman dilimiydi. 
Günümüzde, özellikle büyük şehirlerde artık ramazan ayı kanaat kültürüne değil, tüketim kültürüne uyumlu hale gelmiştir. Beş yıldızlı otellerde Müslüman kadınlar için yapılan tesettür defileleri gibi, en lüks restoranlarda verilen iftar yemekleri, kalpten ziyade midenin, gözün, görmenin, göstermenin kaygısını taşımaktadır. 
Diğer yandan samimiyetten uzak, israfa ve gösterişe dayalı iftar yemeklerinin sosyal, siyasal ve bürokratik rant devşirme aracı olmasına dönüşmesi bu güzel kutsal ibadetin kutsiyetine gölge düşürmektedir. Yapılan iyiliklerle ilgili olarak, “sağ elin verdiğini, sol elin görmeyeceği kadar gizlilik gerektirirken” iftar sofralarını kameralar önünde yapma, ya da iftar verenleri sosyal medyada paylaşmanın nasıl bir islami ve insani mantığı var anlamıyorum.
Kemal Özer’in “Müslüman Diyeti” isimli kitabında belirttiği üzere peygamberimiz 63 yıllık hayatında midesini tam doldurmadan sofradan kalkmayı alışkınlık edinmiş olduğunu, hiçbir zaman sofrasında bir kaç çeşitten fazla yiyecek bulunmadığını, kimi zaman ise sofrasında yiyecek hiçbirşey bulunmadığını” belirtmektedir.
Sünnete aykırı, israfa açık iftar sofralarıyla, mideyi tıka basa doldurmanın ve bunu sosyal medyada göstermenin  ve  bununla sosyal, siyasal , bürokratik rant devşirmenin ramazanın anlamıyla bir ilgisi olabilir mi?
Konuyu her yıl yazdığım gibi İmam-ı Şibli'nin bir hikayesiyle bitirmek istiyorum. 
İmam-ı  Şibli hazretleri (861-946) yaşadığı dönemde sevilen sayılan bir zattır. Onu gıyabında tanıyan ve muhabbet besleyen bir fırıncı var.
Bir gün İmam-ı Şibli hazretleri kendisine gıyaben muhabbet besleyen fırıncının şehrine yolu düşer. Sabahleyin fırıncıya uğrar, parası yok karnı açtır. Fırıncıdan,“Allah rızası için bir ekmek “ister. Fırıncı ekmek vermez “Allah versin” diyerek gönderir.
Fırıncının komşuları onun bir dilenci değil, İmam-ı Şibli hazretleri olduğunu söyleyince fırıncı arkasından yetişir, durumu anlatır, ısrarla affını ister. Şibli hazretleri de ancak fırıncının yüz altın harcayarak şehrin ahalisine yemek verirse bunu telafi edebileceğini söyler.
Fırıncı sözünü yerine getirir, yüz altın haracayarak  tüm ahaliye yemek verir. Yemekte Şibli hazretlerine “bize biraz nasihat et” derler. N”asıl nasihat istiyorsunuz” deyince “Ne yaparsak cennetlik oluruz, ne yaparsak cehennnemden korunuruz? Cennetlik kimlerdir, cehennemlik kimlerdir gibi?” demişler.
Şibli hazretleri, “Kimin cennete gideceğini bilemem. Ama kimin ceheneneme gideceğini soruyorsanız İşte bu yemeği veren fırıncıdır” der. “Nasıl olur?” diye şaşkınlıklarını belirtenlere Şibli hazretleri, “Bu fırıncı var ya bu fırıncı. İmam-ı Şibli hazretleri için yüz altın verir de Allah rızası için bir ekmek vermez” der.
Kişi Allah için değil de başkalarının görmesi için ibadet yapar, menfaat umarsa bu riyadır ve şirktir. Böyle bir davranıştan sevap değil günah doğar. İnsan Allaha, “Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz” diyerek verdiği sözü nasıl unutur? İnsan bilmelidir ki, riya ile mükafat arayan asla onu bulmaz. Maksadının zıddı gerçekleşir.
 
Durdu Güneş 
on 29 Mayıs 2017
Gösterim: 238

Yorum Yapabilmek için Siteye Kayıt olmanız gereklidir.

Siteye Kayıt için Tıklayınız.