TAŞ ESPRİLERİ-2

TAŞ ESPRİLERİ-2

Mihenk taşı “İnsanlar gümüş ve altının saflığını benimle ölçerler. ‘ İnsan her şeyin ölçüsüdür’ diyen insanoğlu bizim ölçüdeki rolümüzü nasıl unutur?” demiş.
Elmas “Kıymetli şeylerin ölçüsüyüm diye böbürlenme, ben en kıymetli taşım ve beni sen ölçemezsin. Bizlerde mükemmelliğe yontularak ulaşıyoruz. Ama yontulmamış insanların ellerine düşünce zoruma gidiyor, camları değil onları çizmek istiyorum” demiş.

 ** **
Oltu taşı, fal taşına laf atmış “Ben tespih olup insanların ellerinde; duanın, sabrın, tevekkülün, zikrin aracı oluyorum. Sen ise falcıların elinde aslı astarı olmayan sözlerin aracı oluyorsun.”

Fal taşı kızmış, “İnsanlar geçmişte işe yaramaz bir kayayı yontup put yapıyor sonra da ona tapıyorlardı. Aynı kayayı parçalayıp onu tuvalet taşı olarak da kullanıyorlardı. Kayanın kimyasında bir şey değişmiyordu. İnsanların niyeti değişiyordu. İnsanların niyetine o kadar çok güvenme. Seni tespih de yaparlar sigara küllüğü de. Ben neticede bir taşım, insanların niyetine göre rolümü oynuyorum. Sen de öylesin. İşte taş gibi hakikat budur!” demiş.
** **
Sadaka taşı virane bir bahçe duvarındaki taşa dert yanıyormuş. “Tarihin tozlu sayfalarında kaldım. Ne adım ne sanım kaldı. Nerede kaldı, birine yardım yaparken nezaketin en güzelini kullanan tertemiz insanlar? Taşı düşmüş yüzükler gibi değersizleştim. “

Bahçe duvarındaki taş, “Sen tarihe mal olmuş bir kıymetsin. Ayağa değmedik taş, başa gelmedik iş olmaz. ‘Güzel atlara binip giden iyi insanlar ‘ bir gün döneceklerdir. Eğer insanlar iyilikten vazgeçerlerse, Allah onları taş yapıp bizim aramıza katacaktır. Ama bizim taşlığımız asaletten, onların taşlığı melanetten olacaktır” diye teselli etmiş.

** **

Taşa sormuşlar: "Seni çok mutlu eden ve seni üzen nedir? "Taş cevap vermiş. “Bazen bir takı olurum, bir güzelin güzelliğine güzellik katarım. Bakanların gözüne şenlik olurum. Gönüllerde bile ışıl ışıl yansırım. Ruhsal bir rahatlık veririm. Bu beni çok mutlu eder. Bazen de çok üzüldüğüm anlar olur. Hani yoksulluktan tencere de yemek yapıyormuş gibi taş kaynatıp çocukları oyalarak onların uykusunu bekleyen analar var ya. Tüm insanlığın utancını üzerimde taşırım. Ve çatlarım utancımdan. Ve o an ebabil kuşlarının gökten attığı taşların arasında yer almak isterim.”
** **
Hukuk Fakültesinde öğrenciyken bir grup halinde Antalya’ya tatile gitmiştik. Programda Alanya kalesini ziyaret de vardı. 

Kaleye gelenler kale burçlarından denize taş atıp denize düşüremiyor.

Bu durumun ilginç bir efsanesi var. Bir rivayete göre; kalenin geçmiş tarihinde hayatının bağışlanmasını isteyen kölelere bir hak verilirmiş. Buna göre köleler kendilerine verilen bir taşı denize atmayı başarabilirlerse özgür kalırlarmış. Fakat başaranların sayısı çok azmış. Başaramayan köleleri de buradan aşağı atarlarmış. 

Bu efsane üzerine gelen turistler taş denize taş atmayı deniyor. Oralarda taş kalmadığı için yörenin yoksul çocukları poşetle taş satıyorlar. Bizim öğrencilerden biri taş satan çocuğun birine “fiş verecek misin” vergi kaçırıyorsun” vs. gibi kendince esprilerle çocuğu bunaltmıştı. Çocuk cevap veremeyip ağlamaya başlayınca “tamam bütün taşlarını alıyorum, dedi ve satılan fiyatın üstünde bir para vermeye çalıştı. Çocuk bir gurur abidesi gibi durup “Ben dilenci değilim ben taş satıp para kazanıyorum. Ve senin gibi insanların parasını istemiyorum.” Deyip oradan ayrılmıştı. Ekmeğini taştan çıkaran o çocuğun halini hiç unutmam.
** **
Taşa postacılık yaptığını biliyoruz. Sadece aşıklar arasında (camlara taş atılarak) çöp çatanlık yapar gibi mi postacılık yaparsın? Demişler. Taş “Ne münasebet! Dünyanın geçmişinden günümüze kadar olan değişimleri ben insanlara haber veririm. Bu günden geleceğe mesajları ben götürürüm. Jeolojik olayların hep üstümde kaydı vardır. Okumasını bilenler bunu okurlar. Bilmeyen taş kafalılar ise beni sadece taş sanırlar” demiş.

 Durdu GÜNEŞ

on 08 Şubat 2014
Gösterim: 3275

Yorum Yapabilmek için Siteye Kayıt olmanız gereklidir.

Siteye Kayıt için Tıklayınız.

Yukarı Kaydır